• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Arseven
Serdar Arseven
TÜM YAZILARI

“Helâl mi, Helâl miiiii?.. HelÂÂÂÂÂl olsun!”

10 Ağustos 2016


Serdar Arseven İletişim: [email protected]

17-25 Aralık darbesinin öncesini ve sonrasını çok yakından takip etmiş, malzemeleri an be an biriktirmiş, hatta süreci 28 Şubat’tan itibaren “Feto” bağlantısı kura kura örmeyi bilmiş bir gazeteci olmaktan dolayı ziyadesiyle avantajlıydık.

Paralel yapı ile ilişkimiz de olmamıştı hiç, hatta paralel yapının kaydırdığı vatan evlatlarından biriydik, fişlenmiştik, dolayısı ile mağduriyet kıvamımız da hayli koyu idi. 

Cennetmekân Abdülhamit Han, Büyük Hakan Vahdeddin Han, rahmetli Erbakan Hoca, rahmetli Muhsin Başkan ve Gazi Tayyip Erdoğan zincirinin tüm halkalarını özümsemeye çalışmış bir gazeteci olarak, ilk kitabı çıkartmak bize düşerdi.

Öyle yaptık, Dostmodern Darbe’yi yazdık.. Bugün kitabı anlatacak değilim, meramım başka…

Efendiiiiim…

O vakitler “paralel mi kazanacak yoksa Tayyip mi?” mevzuu tamamen belirsiz olduğundan, FETO’yu yerden yere vuran kitabı basmak isteyen çıkmadı.

Daha doğrusu, şöyle “az buçuk ismi olanlardan” herhangi biri basmak istemedi.

Diyorlardı ki, “Erdoğan ile FETO barışırsa sıkıntıya düşeriz.”

Ya da,

“FETO kazanırsa ayvayı yeriz!”

Böyle oldu.

Biz de, tuttuk kendimiz bastırdık.

Kitabı tanıtmak lazımdı…

Arkadaşlar dedi ki, “Gazetelere filan ilan ver!”

Vermedim.

Gittim, ziyaret ettim.

Haber yapmaları ricasında bulundum.

Başta merhum Hasan Karakaya abimiz olmak üzere birçok dostumuz destek verdi.

Bir de…

İşte, bu yazının kaleme alınış amacı esasen bundan sonra…

Bir de, bir “böyyük” gazetemizin tepe yöneticisine gitmeyi düşündüm ki “bedava”dan haber çıksın.

Yanımda iki muhabir arkadaş, İstanbul medyasını geziyoruz.

Bu arkadaşın bulunduğu gazete de önemli.

Kendisine 22 sıfır sularında telefon açtım.

“Üstadım” dedim;

“Ben Serdar Arseven, Akit gazetesinden.”

Bu zat ile yurt dışı seyahatlerinde birkaç kez bir araya gelmişti.

Onun dışında bir hukukumuz yoktu.

Buna rağmen;

“Vayyyy benim Serdar kardeşim!” diye kükredi:

“Sana çok kırgınım bilesin!”

Yav, ne oldu?

Ne kusur eyledik?

Diye düşünürken bendeniz, O devam etti:

“Ya dostum, adam bir arar, halimizi hatırımızı sorar, yanımıza gelir, bu abisinin ne sıkıntısı vardır, ne sıkıntısı yoktur sahip çıkar!”

Kendimi bir tuhaf hissettim.

Evet, ben bir suçluydum.

Bu “dost”u nasıl da ihmal etmiştim!..

“Kusura bakma üstad, Ankara’da gündem çok yoğun malum” filan dedim.

“Olsun, kardeşim, cezalısın ama birlikte yemeğe çıkacağız!” diye karşılık verdi.

Bir de cezası vardı ihmalimin, olsun katlanırdık.

Altı üstü bir yemeklik hesap!

Dedim ki; “İstanbul’dayım, nerede, ne vakit buluşalım?”

“Dost” gittikçe artan samimiyet vurgularıyla “Yarın sabah gazeteye gel, birlikte çıkalım, günü dışarıda geçiririz, kafamıza göre takılırız. Çalış çalış nereye kadar!” dedi.

Doğrusu “bizim camiadan” gelenlerin hiçbirinde görmemiştim tavrın bu kadar sıcak, hatta biraz da yanık olanını.

Duygulandım.

“Tamam üstad yarın sabah 10’da oradayım” dedim.

Muhabir arkadaşlardan birinde kamera vardı, onu da aldık, “Hem çekim yaparız” deyu…

Ver elini büyük gazete.

Gittik.

Aşağıda görevli, kimlik alıcısı filan…

“Ben” dedim, “peşin satan” pozları ile…

“Serdar Arseven, Sayın filanca beni bekliyor!”

“Tamam efendim” dedi.

Telefonla, geldiğimi haber verdi.

Ben kendimden emin tavırlarla beklerken, bir de ne cevap gelse beğenirsiniz:

“Efendim bize öyle bir randevu olmadığı bildirildi!”

“Allah Allaaaah” dedim…

“Ben Yeni Akit yazarlarından Serdar Arseven, kendisine sorun!”

Muhabir arkadaşlar yandan yandan, biraz da alaycı kıvamda bakmakta bana.

Ben çaresiz.

Bir dakika sonra da kızgın.

Çekip gittim, söylenerek.

Biraz sonra, şöyle yüz metre kadar yol almıştık ki, telefon geldi.

Bir gerçek dosttu arayan.

“Serdar Abi, buraya gelmişsin, aşk olsun bize çıkmak yok mu?”

Kızgındım.

“Birilerine çıkacağım ama şimdi, dur bakalım!” dedim.

Güldü.

“Gel abi gel!” dedi.

Israr filan, gittim.

Sonra…

Durum aydınlandı; meğer bize “kendisini ihmal ettiğimiz için” hafif yollu dost fırçası kayan adam, akşam söylediğini sabah hatırlamazmış!..

Neden hatırlamazmış?

Malum sebepten işte, “fazla kaçırırmış akşamları”, söyletmen beni, eyletmen beni!..

Efendim..

Bu çoğu zaman böyle olurmuş.

Kızdım;

“Yok muydu buraya koyacak başka adam!”

Dendi ki, “eskiden devretmiş.”

Falan ve de filan!..

Sonra…

Darbe gecesi, bu “adam”ın nerede olduğunu biliyorsunuz; tatilde ve istifini bozmamış halde!..

E, tabi onca parayı mezara mı götürecekti, yiyecekti, içecekti, hakkıydı, kimseden zorla almamıştı ve kimse de keyfine karışamazdı.

“Helâl mi?”

“Helâl miiiii?

“HelÂÂÂÂÂl olsun”!

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23