Saldırgan ve pısırık
•
Dünya devletleri, kamuoyuyla birlikte kötülüğe tüy dikiyor. Siyaset, basın ve kamuoyu şeytan üçgeni haline gelerek vicdansızlıkta sınır tanımıyor. Bundan dolayı Katar’da yayınlanan Şark gazetesinden bir yazar kahpe basın ve kahpe siyasetten bahsediyor. İnanın kamuoyu da kahpe. Beşşar Esat sınırlı müdahale seçeneği karşısında iyice şahin kesildi ve dünya kamuoyunu arkasına almak için manevralar yapıyor. Kendilerinin kitle imha silahları kullanmadıklarını ve askerlerinin de bundan zarar gördüğünü anlatıyor ve ardından ‘mantık bu suçlamanın neresinde?’ diye soruyor? Esma Esat bu hengamede oğlu Hafız’ı babasının ve dedesinin yerine hazırlıyor. Zira Suriye onların çiftliği ve insanlar da ırgat ve köleleri. Halka istedikleri gibi davranabilirler. Nitekim, 120 ile 150 bin civarında insanı katlettiler. Kaynağı belli olmayan (aslında belli: askeri darbe) bir iktidar yüzünden halkına kıyan rejim inandırıcılık adına birkaç askerini niye feda etmesin? Kaldı ki, Esat ellerinde kimyasal silah bulunmadığını söylememiştir. İsrail’in nükleer silahları mevzusundaki gibi belirsizlik siyaseti güdüyor. Yani ‘bende kimyasal silahlar yok’ diyemedi. Aksine, Fransızlar Beşşar’ın elinde yüzlerce ton kimyasal silah bulunduğunu doğruluyorlar. Cihat Makdisi bu hususta metin dışına çıktığından dolayı istifa etmek ve ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Ama kahpe basın Doğu Guta’ta bu silahların yanlışlıkla Nusre tarafından ateşlendiğini ve kaynağının da Suudi Arabistan olduğunu yazabiliyor. Onun ötesinde ‘misyoner yosması’ ve vaktiyle bazılarının da yedek lastiği olan yırtık ve arsız bir bayan gazeteci Mürsi’nin seçilmiş olduğu keyfiyetini reddederek Beşşar’ın ondan daha fazla seçildiğini savunuyor. Şark gazetesinden Meryem Hatır bunun gibi hemcinsi gazeteciler için ‘ahr i’lami: ahr siyasi/kahpe basın, kahpe siyaset’ tabirini kullanıyor. Kahpelik kamuoyuna da bulaştı. Demek ki laik oylar ağır basıyor ve bire beş değerinde sayılıyor. Ya da başka gizli kriterler olmalı!
•
Obama’ya gelince, geri durmasının birkaç sebebi var. Güvenlik Konseyi’nin kilitlenmesine mümasil İngiltere’deki oylamanın da direkten dönmesi Obama’nın cesaretini kırmış olabilir. Bir başka teze göre de Obama, Moskova’da yapılacak G-20 toplantısında Putin’i Esat’ın çekilmesine ikna için bastıracak. Bunun bir faydası olabilir mi? Yoksa züğürt tesellisi mi? Bununla birlikte, Bosna’da da böyle olmuş ve Cumhuriyetçilerin Kongre desteğiyle Bill Clinton müdahalede bulunmuştu. Lakin, Obama Clinton gibi de değil, daha pısırık. Önünde Kosova veya Bosna gibi modeller olmasına rağmen yine de mütereddit! Bundan dolayı İsrail basını Obama için korkak tabirini kullandı. İsrail saldırının sınırlı olmasını ve Esat’ı değil sadece silahları hedef almasını istiyor. Bir de burada Obama’nın iradesini test ediyor. Esat’ı cezalandıramayan Obama onlara göre İran’ın nükleer ihtirasını da dizginleyemez.
Şu bir gerçek. Obama İslamcıları Esat’tan daha tehlikeli olarak görüyor (Time, September 9, 2013). Bundan dolayı eli silaha varmıyor. Hüseyin Nasr’ın oğlu ve Obama idaresine yakın Veli Nasr da Time dergisinin bakış açısını teyit ederek; Obama’nın Suriye’ye hiç bulaşmak istemediğini ve gizliden Esat’ın kazanmasını ümit ve temenni ettiğini söylemektedir. Beyaz Saray’a yakın isimlerden İstanbullu bir Yahudi olan Henri Barkey de Cumhuriyet’ten Leyla Tavşanoğlu’na benzeri bir değerlendirmede bulunuyor. Kimyasal silahların Reyhanlı’dan sevk edildiği yönündeki sorusuna gülüp geçen Barkey Obama’nın tutumunu şöyle analiz etmektedir: “Şunu bilmek lazım. Bu Amerikan hükümeti baştan beri Suriye savaşına girmek istemiyordu. Eğer şimdi bir operasyon yapacaksa bu mecbur kaldığı için. İstediği için değil. Obama Bush değil.” Suriyeli muhalif Züheyr Salim de bu analizi şu sözleriyle tamamlamaktadır: “Obama bu işlerin bu raddeye geleceği bilseydi 20 Ağustos 2012 tarihinde kırmızı çizgilerini ilan ederek kendisini bağlamazdı. Şimdi pişman olduğuna kaniim.”
Bush Obama karşılaştırmasını en iyi yapanlardan birisi Ömer Taşpınar ve ikisini şöyle karşılaştırıyor: “Obama, girmek istemediği bir savaşa hiç bulaşmamak için bir siyasi bahane arıyor bile olabilir. Öyle görünüyor ki aşırı saldırgan neocon Bush yönetimi ile aşırı pasif Obama arasında kalan ABD dış politikası bir türlü doğru istikameti, stratejik dengeyi (rotayı) bulamıyor…” ABD’nin ötesinde dünya da bir saldırganla bir pısırık arasında gidip geliyor.