Yeni ve büyük Türkiye’nin şifreleri
Yeni ve büyük Türkiye’nin şifreleri
Mustafa Armağan
Başka bakımlardan kızdığım Churchill, başarının sırrını söyle açıklamış:
“Başarı nihai değildir. Başarısızlık ölümcül değildir. Önemli olan, devam etme cesaretini göstermektir.”
Milletler hafızası olan tarihlerinden ders alır. Tarih dersleri de bunun için okutulur zaten.
Ama ya tarih yanlış yazılmışsa? Veya kasten yanlış yazılmış ve sizi belli bir kafaya göre formatlamak için olanları farklı bir şekilde anlatmışlarsa?
O zaman bunu fark edenler henüz uyanmamışlara hakikatleri anlatmak borcundadır.
Size bu köşede tarih anlatırken derdimiz aslında sadece tarihte neler olup bittiğini anlatmak değil, bugünkü dünyaya uyanmanıza yardımcı olmaktır.
Tarih bilgi yani malumat olarak anlatılırsa bu akademik bir hasıla vücuda getirir. Hâlbuki bizim meslekten yani profesyonel tarihçiler olmadığımıza göre ihtiyacımız olan şey, fikirdir. Fikirdir dünyanın ve tarihin motoru. Fikir olmazsa tarih çöker. Peki, bizim bir fikrimiz var mı? Bir haritamız olmadığı gibi bir fikrimiz de yok. Kafamız çorbaya dönmüş durumda. Geçmişi reddetmiş bir kültür diriliş ve yenilenme damarlarını kendi eliyle kurutmuş demektir.
Churchill’in sözüne dönecek olursak milletlerin de başarılı ve başarısız oldukları zamanlar vardır. Ne bir başarı ebedidir, ne de bir başarısızlık bizi mahveder. Yani dirilmeyi bilen, teslim olmayan ve gerçekten fethedilmek yani esir edilmek için kıvranmayan milletler enkazın altından er veya geç kalkmayı bilecektir.
YENİ VE BÜYÜK TÜRKİYE
Türkiye dün yani 12 Temmuz günü itibariyle yeni bir sürecin içerisine girdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünkü nutkunda bu yeni sürecin bazı şifrelerini verdi.
100 yıllık bir parantez kapanıyor anladığımız kadarıyla. Bu parantez yalnız Kürt Meselesinin çözülmesi için değil, Türkiye’nin ayağındaki prangalardan kurtulması için de önemlidir. Bu prangalardan birisiydi Kürt Meselesi. Ama tek değil. Başkaları da var. Mesela Kemalizm bunlardan biridir. Türkiye; Kemalist paradigmadan kurtulmadan mesafe alamaz, önü açılamaz, Yeni ve Büyük Türkiye’nin adımlarını atamaz. Anayasanın Dibacesinden başlayarak giyim kuşam kısıtlamalarına kadar nice ayrımcılıkla yüz yüzeyiz. Evet, birçok müspet adım atıldı ama kılık kıyafet özgürlüğünün anayasada bir hak olarak tanınması gibi yasal bir garantiye kavuşturulması gerekir.
Kürt Meselesi 1925 yılından bu yana aşama aşama ilerleyerek bugünkü haline geldi. İnkâr edildi hakları ve kimlikleri. Kürtçe yasaklandı. Şarkı bile söyleyemez hale getirildi halk. Bir anne, oğluyla hapishanede görüş günü Türkçe bilmediği için konuşamadı. Yüz yüze bakıp döndüler ve konuşmaya yeltendiklerinde tekme tokat dövüldüler. PKK bu adaletsizlikleri istismar ederek halka hoş göründü. Teröristin evini basıp zorla aldığı buğdayı yüzünden asker tarafından cezalandırılmış nice güzel evler ve köyler vardı.
Artık bazı şeylerin konuşulması lazım.
Vaktiyle Ağrı’ya gitmiştim. Beni Erzurum’dan Ağrı’ya ulaştıran şoför anlatmıştı. Taksicilik yaparken bir müşteri köyüne gidiyor. İkindi vakti köye varınca müşteri diyor ki:
-Bak, akşam bastırıyor. Teröristler yolu keser. Başına bir iş gelir. En iyisi köyde kal, sabah beraber döneriz.
Şoför olmaz diyor, dönmem lazım.
Bunun üzerine adam parasını ödüyor ve taksi yola çıkıyor. Akşam alacasında bozuk bir noktasında yolun, tepesinde birkaç PKK’lı bitiyor. Kimsin, nesin, diye hesaba çekiyorlar. Teröristlerden birinin köyünden birini tanıyor da yakasını kurtarıyor şoför. Kendisine diyorlar ki:
-Bak, şu tepeyi aşınca özel tim seni durduracak ve neden durduğunu soracak. Sakın bizi gördüğünü söyleme, yoksa anandan emdiğin sütü burnundan getiririz.
-Tamam, söylemem deyip yola çıkıyor bu olayı bana anlatan şoför ve hakikatten o tepeyi aşınca özel tim durdurup hesaba çekiyor.
-Neden durdun orada? Diyorlar.
-Arabam bozuldu da ondan durdum diyerek yalan söylüyor.
Cevap şu:
-Biz senin neden durduğunu biliyoruz, yalan söyleme.
Şoför de haklı olarak şu soruyu soruyor:
-Madem neden durduğumu biliyordunuz da neden yardımıma gelmediniz?
Bu yıllardır yaşanan trajediden Shakespeare’lik bir sahne. Daha nicesi ve neleri var. Zahmet edip gidin de bir çınlatın kâseleri. Bakın neler anlatıyorlar size.
İSLAM’IN SON ORDUSU
Ben 2014 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde konferans verdim. Cenab-ı Allah bana o terör ortamında o okulda Yahya Kemal’in muhteşem kıtasını okumayı nasip etti.
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın
Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”
Kaymakamın bir ilçeden öbürüne gidemediği bir dönemde bu şiiri okumak cesaret isterdi.
Fakat ne oldu biliyor musunuz? O okuldan bir Kulp’lu talebe yıllar sonra yanıma geldi ve o günkü konuşmamdan çok etkilendiğini ve kendisini uyanışa sevk ettiğini söyleyince derin bir nefes aldım ve boşuna gitmemişim ve boşuna konuşmamışım dedim ki elhamdülillah.
Milletler hatalarından ders alıp öğrenir demiştik. Herkes barış üzerinde uzlaştığına göre artık eski defterleri karıştırmanın alemi yok. Bundan sonra önümüze bakacağız ve barışın güzelliklerini ve nimetlerini tatmaya koyulacağız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle bir ifade kullandı dün:
“Bugün Malazgirt ruhu, bugün Kudüs ittifakı, bugün İstiklal savaşının nüvesi yeniden şekilleniyor. Bugün büyük Türkiye’nin şafağı söküyor.”
O şafağı o kadar çok özlemiştik ki. Fecr-i kâzibe döndürmeye hamle edeceklere fırsat vermeyeceğiz.