Uğur Mumcu hakikatçi bir kalemdi
Uğur Mumcu hakikatçi bir kalemdi
Mustafa Armağan
Uğur Mumcu, bundan 33 yıl önce evinin önünde otomobiline konulan C4 tipi bir patlayıcıyla katledildiğinde sadece 51 yaşındaydı. Esasında 1993 yılında bir ölüm tırpanı geçmişti ülkemizin üstünden. Uğur Mumcu’dan üç hafta sonra Org. Eşref Bitlis, ondan iki ay sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal; birisi uçağı düşürülmek suretiyle, diğeri de kanaatime göre gıda rejimiyle oynanmak suretiyle ortadan kaldırılacaktı.
Burada yolumuza iki soru çıkıyor:
Uğur Mumcu neden öldürüldü?
Uğur Mumcu’yu kim veya kimler öldürttü?
Uğur Mumcu öldürüldüğünde Başbakan, Süleyman Demirel’di, Başbakan yardımcısı ise İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü. En yetkili ağızlar kimin veya kimlerin öldürdüğü düğümünün çözülmesi için namus sözü verdiler, ‘er veya geç çözeceğiz’ dediler ama bazı şüpheliler yakalanıp yargılansa da cinayet bugüne kadar faili meçhul olarak kaldı.
Gidip Başbakan Yardımcısı İnönü’ye ‘hadi bu düğümü çöz artık’ diyecek sözüm ona solcular bir anda ‘Türkiye İran olmayacak’ sloganını icad edip sokaklara döküldüler. Boş faturayı Müslüman kesimlere kesmeyi akıllarına getirdiler. Kim verdi bu fikri? Merak konusudur. Hakiki failleri bulmak yerine karambolden istifade ölümden rant devşirmek işlerine gelmişti ne de olsa. Bir taşla birkaç kuş vuruyorlardı.
Bir asrın üçte biri kadar zaman geçti ölümünden bu yana ama Uğur Mumcu cinayeti çözülemedi. Kimisi MOSSAD-Barzani ilişkisinin üzerine gidiyordu diyordu (hakikaten de ölümünden 17 gün önce “Mossad ve Barzani…” başlıklı bir yazısı çıkmıştı), kimisi de PKK-Devlet ilişkisini kurcalıyordu…
Severdi dosyaları karıştırmayı. Israrla üzerine giderdi. Dönek değildi ki bu çok mühim.
Uğur Mumcu da Müslüman kesime, Refah Partisi’ne, vaktiyle MNP/MSP hareketine ve iktidarına, Erbakan Hocaya yobaz, şeriatçı, gerici gibi sıfatlarla saldıranlardan biriydi. 12 Mart ve 12 Eylülün çoğu uygulamalarına karşı çıkmışsa da 27 Mayıs darbesini ölünceye kadar kutsamaya devam etmiştir. (Bu arada 1 Temmuz 1983 tarihli Cumhuriyet’te 12 Eylül darbesine, Türkiye’yi bir iç savaştan kurtardığı için şükran duyduğunu gizlemeyecektir.)
Ben Uğur Mumcu’nun darbeler karşısındaki bu şaşılığını eleştiren bir yazıyı 1 Aralık 2022’de yine bu sütunlarda kaleme almıştım. Aynı fikirdeyim bugün de (bkz. https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/27-mayis-darbesini-alkislayip-12-marti-lanetleme-komedisi-40747.html )
Ancak size bugün farklı bir Uğur Mumcu portresi sunacağım. Diğer cephelerini unutun demiyorum ama bu cephesini de bilin diyorum.
Cumhuriyet’te Nutuk eleştirisi
“Kurtuluş Savaşı gerçeklerini öğrenecek miyiz öğrenmeyecek miyiz? 70 yıl önceki olayları tartışacak mıyız tartışmayacak mıyız? Sorun budur. Bu olayları tartışmayacaksak söyler misiniz Humeyni mollalarından ne farkımız kalacaktır?”
Bu sözlerin altında Uğur Mumcu’nun imzası vardır.
29 Haziran 1990 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı bu söz aslında bir süredir gazetede devam eden Kâzım Karabekir Paşa’nın hatıralarını yayınlaması üzerine sağdan, soldan üzerine hücum edenlere karşı söylenmiştir. Tarihi rahat bırakın demektedir Mumcu:
“Atatürk’ü sevmenin ve saymanın yolu bu olayları öğrenmekten ve tartışmaktan geçer. Öğrenmek ve tartışmak için de araştırmak, bu konuları araştırmak için de hiçbir yasal engelin ve hiçbir yasağın olmaması gerekir.”
Devam ediyor kalemi yazmaya:
“Bırakın da araştırıp tartışalım; bu tartışmalardan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı komutanları çok daha yücelecekler, genç kuşakların önünde çok daha büyüyeceklerdir.” (Uğur Mumcu’nun Uyan Gazi Kemal! adıyla toplanan kitabından (2014, s. 392-394).
Süreç tam tersine işledi ve 1993’te tartışabildiğimiz meselelerin bazılarını şimdi tartışamaz hale geldik. Sebep? Rahmetli Özal zamanında hoşgörülü davranılan 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun tarihi tartışmanın önüne bir duvar olarak dikilmiş olmasıdır. Fakat Mumcu’nun bu kanunla ilgili söyleyecekleri de vardır. Bunlardan birini beraberce okuyalım:
“Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Yasa kalksın. Emperyalizmi yurt topraklarından kovmuş, devrim yapmış, cumhuriyet kurmuş bir büyük adam elbette böyle yasalarla korunmaz. Ve korunmamalıdır.” (Cumhuriyet, 5 Haziran 1991)
Yandaki gazete kupürüne dikkatle bakın. Ne görüyorsunuz?
Cumhuriyet gazetesinde merhum Uğur Mumcu manşeti atmış sayfaya:
“TARİH NUTUK’LA YAZILMAMALI.”
Hem de birilerinin çok korktuğu Kâzım Karabekir Paşa’nın ağzından.
Tarih: 28 Nisan 1990 Nereden nereye değil mi?
Bugün bu cesurane manşeti hangi gazete atabilir, bir düşünün.
Ama Uğur Mumcu döneminde Cumhuriyet gazetesi atabiliyordu.
1962’den beri Türk sosyalizmini savunuyor ve bunun Kemalizm’le çelişmediğini iddia ediyordu. Bu onun iddiası elbette. Tartışmaya açık.
Batıcı olmayan Kemalist
Kemalizm’in batılılaşma hamlelerini (şapka devrimi dahil) ölümüne savunuyordu ama safderun bir batıcı değildi.
Şu bir gerçek ki Cemil Meriç’in dediği gibi Türkiye’ye sistem olarak Batı/kapitalizm eleştirisi Marksist düşünceyle gelmiştir. Uğur Mumcu da bir sosyalist olarak gözü kapalı bir batıcı değildi. Şu satırlarını okuyalım beraberce:
“Avrupa, bugünkü aşamasına ve düzeyine (…) Asya’yı, Afrika’yı sömürerek, geri ülkelerin servetlerine el koyarak gelişti. Asya’nın sarı, Afrika’nın kara derili insanları, hep bugünkü batı uygarlığı için çalıştılar. (…)
Tüm sömürücüler için doğunun yoksul halkının alın teri ve kanı, Avrupa bankalarında banknot oldu, kentlerde gökdelen, hastane, okul, konser salonu… (…) Batı, doğuya önce kılıçları kalkanları mızrakları sonra kültürü ile gelerek, önce doğunun servetlerini sonra kültürünü yozlaştırdı.
Nerede bir batı uygarlığı yapıtı varsa, orada doğu insanının emeği, hakkı, alın teri vardır. Füzelerden konser salonlarına, viskilerden dokuma tezgâhlarına kadar.” (“Gerçek uygarlık”, Kim dergisi, 1 Eylül 1967.)
Nihayet katıldığı bir panelde (ve değişik yazılarında) dile getirdiği meşhur bir “Türk vatandaşı” tanımı vardır Uğur Mumcu’nun ki, ibretliktir. Bu yazıyı işte o tanımla bitirelim:
“Türk vatandaşı İsviçre Medeni Kanunu’na göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman Ceza Mahkemeleri Usulü yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”
Cumhuriyet devrinde yapıldığı söylenen ama ne “Türk” ne de “devrim” olan Türk Hukuk Devrimi’nin bundan daha nefis bir ironisini merhum Uğur Mumcu’dan başka yapan çıkmamıştır.