Hitler tehlikesi İngiltere ile Türkiye’yi yaklaştırmıştı
İngiliz Büyükelçisi Percy Lorraine 8 Mayıs 1936 günü Dışişleri Bakanı Anthony Eden’a şunları yazmış:
“Bir dostumuz Atatürk’e, ‘Yavaş yavaş İngiltere’ye yaklaşıyorsunuz’ demiş. Atatürk ‘Yaklaşmak mı, kendimi İngiltere’nin kucağına atıyorum’ diye karşılık vermiş.”
Türk Tarih Kurumu’nun yayınladığı bir kitaptan aynen alınan yukarıdaki satırların yazarı Prof. Dr. Bilal Şimşir’dir. İngiliz Belgelerinde Atatürk adlı 8 koca cildi dolduran yüzlerce belgeyi İngiliz Arşivlerinden sabırla toplayıp özetleyen Şimşir 1933 yılında Bulgaristan’da doğmuş olup Türkiye’ye okumaya gelip kalan muhacirlerden.
İşte bu çalışmanın 8. cildinde yukarıdaki satırları okuyunca belki siz de şaşırdınız ama Prof. Şimşir İngilizcesine varıncaya kadar kamuoyuna sunmuş (belge no 94).
Sözün bağlamını çözmek için kitaptan bazı nakillerde bulunacağım.
İngiltere ile ilişkiler Musul meselesi yüzünden Cumhuriyetin ilk on yılında limonî seyretti. Ancak 1933, TC’nin 10. yıldönümü malum. İngiltere Dışişleri Bakanlığı bu tarihte ilk defa TC’ye bayram mesajı yayınlamış. Gazi, ardından İran Şahı’nın şerefine verilen davette Büyükelçiye “İngiltere’ye çok değer verdiğini, saygı beslediğini ve İngiltere ile dostluk kurmak istediğini” bildirmiş. Gazi, elçiden devletinin Türkiye’ye karşı tutumunun ne olduğunu da sormuş ve Türk-İngiliz dostluğunu arzu ettiğini açıkça beyan etmiş.
Ertesi gün bu defa İran Büyükelçiliğindeki resepsiyonda Gazi, Lorraine’i poker masasına davet etmiş. Oyun sonuna yalnız ikisi kalınca elçinin kulağına eğilerek şöyle demiş:
“Birbirimize karşı oynayınca ne kadar güçlü olduğumuzu görüyorsunuz! Bir de birleşirsek o zaman ne olacağını düşünün.”
Bu sıcak mesajı tam 1.5 ay boyu düşünen Londra “dürüst ve açık dostluk” kurulmasına taraftar olduğunu “son derece gizli olarak” Ankara’ya iletir. O kadar gizlidir ki bu, diplomatik bir uygulama olan “non-paper” devreye sokulur, yani imza olmadan sadece okunmasına müsaade edilen yazı geri alınıp imha edilir.
Yeşil ışık yanmıştır. Bilal Şimşir bir ara özet yapar:
“Türkiye ile İngiltere arasında yeniden dostluk ilişkileri kurulması önerisi, 1934 ortalarında Gazi Mustafa Kemal’den gelmiş, İngiliz tarafı da öneriyi olumlu karşılamıştır.”
Yeniden başa dönüyoruz.
Percy Lorraine yazımızın başındaki sözü naklettikten sonra ekler: “Bu hikâye doğru olmasa bile doğru görüntüyü yansıtıyor. Halen İngiltere’ye karşı bir dostluk ve güven havası var.”
Telaffuz edilmeyen dâvâ, yaklaşan Hitler tehlikesidir. Türkiye’yi Hitler Almanya’sına ekonomik bağımlılıktan kurtarmaktır. Nitekim 1930’ların ortasında Türkiye’nin ihracat ve ithalatının yarısı Almanya ile yapılıyordu. Bu durum da Türkiye’yi ideolojik noktada Almanya’ya yaklaştırıyordu. (Nitekim Hitler’in Gazi’ye gönderdiği imzalı fotoğraf Çankaya Müzesi’ndedir.) Gerçi Türkiye dışarıya verdiği resimden hoşnut değildi ama İngiltere ile Fransa kendisine soğuk davranınca mecburen Almanya’ya sarılmıştı. Türkiye Nazilerin ekonomik boyunduruğundan kurtarılmalıydı ama nasıl?
İşte Montrö ve Hatay dâvâları bu yaklaşmayla arzu ettiğimiz çözüme kavuşacak, Kral Edward bu havada İstanbul’u ziyaret edecek, ertesi yıl İngiliz sermayesiyle yapılan Karabük Demir Çelik fabrikasının temeli atılacaktı. Hatta İngiliz istihbaratı Atatürk’e bir suikastı haber vererek ilişkilere canlılık da kazandırmıştı. Ertesi yıl açılan 16 milyon sterlinlik krediyi Atatürk’e verilmek istenen Fahri Doktora teklifi takip edecekti. “Bir süre daha yaşasaydı fahri doktorluk konusu olumlu sonuçlanabilirdi” diyor Şimşir.
Bunları okuyan bazı Kemalistlerin “İngilizin sözüyle kuyuya inilir mi?” diye sataşacaklarından eminim. İyi ama “Churchill Atamızı övmüştü” diye gurur duyan sizsiniz. Eğer İngilizin övmesi değerliyse kazanın da doğurduğuna inanmanız icap eder. Hem siz değil misiniz, bir başka İngiliz büyükelçisinin raporunun üzerine “Abdülhamid de İngilizlere sığınmıştı” diye balıklama atlayan?
Tarihi kılıç olarak kullanırsanız dönüp sizi de kestiğinde ağlamayacaksınız. Zira tarihin kılıcı Zülfikâr’dır.