• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI

18 Mart’tan 15 Temmuz’a

18 Mart 2020
A


Mustafa Akgün İletişim: [email protected]

Destanlarımız aynı pınardan kaynar

18 Mart Çanakkale Zaferiyle 15 Temmuz Darbesinde olanlar karşılaştırıldığında bazı benzerliklerin olduğu görülmektedir. Bunlar kardeş destanlardır. 

Bunlar imanla yazılmışlardır. 

Bunlar aşkla yazılmışlardır. 

Bunlar kanla yazılmışlardır. 

Burcu burcu şehâdet kokmaktadırlar. 

Dillere destan kahramanlıklarla yazılmıştır bu destanlar.

18 Mart zaferiyle 15 Temmuz zaferi tarih boyunca yazdırdığımız destanlardan sadece ikisidir. 

İki kardeş destan.

Aynı iman pınarından, aynı aşk pınarından kaynayan iki kardeş destan.

Önce o günlerde olan muazzam tarihî hadiseleri şöyle bir hatırlayalım.

18 MART 1915 

1915 yılında Çanakkale Savaşları başlarken İngilizlerin devasa gemileri vardı. Onların müttefiki olan Fransızların da gemileri vardı. Çanakkale Boğazının önünde kadar gelmişlerdi.

İngiliz gemilerinden biri Ocean adlı gemiydi. İngilizlerin gururu bu gemide tecessüm etmişti.

18 Mart günü İngilizler boğazın hemen yanındaki Mecidiye Tabyasında büyük bir bombardıman yapmışlardı. Burada Osmanlı askerleri çok şehid vermişti. 

Bombardımanda geriye kalanlardan biri Balıkesir – Havran Çamlık köyünden Mehmed oğlu Seyid’di. Patlama sırasında sadece bayılmıştı. O pehlivan yapısıyla yerde uzanıp kalmıştı. Ayıldığında takım arkadaşı Niğdeli Ali’yi gördü. Yapayalnız duruyordu Ali. Seyid etrafında silah arkadaşlarını, mücahidleri, Mehmedcikleri göremiyordu. 

“Arkadaşlarımız nerede Ali?” diye sordu. 

Ali hem gurur, hem hüzün ifade eden bir ses tonuyla cevap verdi: 

“Onlar Allah’a kavuştular. Onlar son mertebeye ulaştılar. Hepsi de şehid oldu. Sadece seninle ben, birkaç kişi kaldık.” 

Ali’nin sesinde şehid olan arkadaşlarına bir gıpta, bir imrenme hissediliyordu. Buna arkadaşlarından bu dünyada ayrılmanın hüznü de karışmıştı. Sesi titrekti. 

Seyid denize baktı. Düşman gemileri ateş püskürüyordu. Her biri ateş üstüne ateş yağdırıyordu. Çıkardıkları dumanlar göklere yükseliyordu. 

Bazı gemiler kıyıya iyice yaklaşmıştı. Bu büyük bir felaketin ifadesiydi. 

Seyid silah görebilme ümidiyle etrafına baktı. Bütün silahlar bombardıman esnasında toprağın altında kalmıştı. Görünürde bir tek top ve bir tek top mermisi vardı. 

Gemilerden bazıları iyice sahile yaklaşmıştı. Bilhassa İngiliz Ocean gemisi epeyce yaklaşmıştı. İngiliz gurur ve vahşetini bu Ocean gemisi temsil ediyordu sanki. 

Seyid’in kafasında şimşek gibi bir fikir çaktı. Topun yanına geldi. Okşadı topu. Merminin yanına geldi, onu da okşadı. 

Bu mermiyi topa sürmesi gerekiyordu. İşin zor tarafı mermiler 276 kg ağırlığındaydı ve bunu kaldırıp topun namlusuna sürecek manivela da bozuktu. 

Dişlerini gıcırdattı Seyid. Gökyüzüne baktı. Gözlerinde müjde okunan bir ışıltı vardı. Tunçlaşmış yüzünü büyük bir vakar duygusu sarmıştı. Dudakları kıpır kıpırdı. Dua okuyordu besbelli.

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” dedi. 

Yani, “Güç ve kuvvet ancak Allah’ın elindedir.”

Sesi yüreğinin derinliklerinden yankılanıp geliyordu. Ellerini yüzüne sürdü. 

Aklına büyüklerinden duyduğu bir tarihî hadise geldi: 

Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Hayber’de düşmanla savaşmıştı. Bu savaşta Hazreti Ali koca kale kapısını söküp almış ve kalkan olarak kullanmıştı. Savaştan sonra kaç kişi o kapıyı yerinden kaldırmak istemişler kaldıramamışlardı. Halbuki Hazreti Ali onu kalkan olarak kullanmıştı. 

Seyid Onbaşı arkadaşı Ali’ye, “Yardım et de şu mermiyi sırtlayıp topun namlusuna yerleştireyim” dedi. 

Arkadaşı Ali şaşırmıştı. Bir 276 kg.lık top mermisine, bir arkadaşı Seyid’e baktı. Seyid’in bakışları çok ciddi bir kararlılık ifade ediyordu. Ali itiraz edemedi. 

Seyid mermiyi kavramaya çalıştı. Top yağlıydı. Elleri kayıyor, topu kavrayamıyordu. Ellerini toprağa sürdü. Tekrar topu kavradı. Ali’nin de yardımıyla mermiyi sırtına almaya muvaffak oldu. 

O ağırlıkla topa doğru çok zor yürüyordu. Ama yürüyordu. İçindeki güç onu yürütüyordu. Başta yüzü olmak üzere bütün vücudunu ter basmıştı. 

Nihayet topun yanına geldiler. Mermiyi namluya yerleştirip ateşlediler.

İngilizlerin Ocean gemisi kıçından vurulmuştu. 

Çanakkale Savaşının en mühim hadislerinden biri gerçekleşmişti. İngilizlerin gurur ve vahşet abidelerinden biri olan Ocean zırhlısı kıçından vurulmuştu. Dümen tertibatı bozulmuş, olduğu yerde dönüp duruyordu. Yakınındaki İngiliz gemilerinin kumandanları paniğe kapıldılar. Kendilerini kurtarmak için oradan kaçışmaya başladılar. 

Ocean batıyor, geriye dumanları kalıyordu.

Ocean’ın batışına daha önce boğaza döşenen mayınların da tesir olmuştu. Mayınlar Ocean’in batmasını hızlandırmıştı. 

İngiliz gemileri Ocean ve Irresistible ile Fransız gemisi Bouvet batmıştır. Daha başka gemiler de ağır yara almıştır. 

Bu olanlar karşısında Birleşik Donanma büyük bir panik yaşamaya başladı. İngiliz kumandanlar top mermisinin ve mayınların batırdığı gemilerle şaşkına dönmüşlerdi. 

Geri çekilmeye başladılar.

Ocean’i Seyid Çavuş’un mermisi batırmıştı. O ruhsuz demir parçası gemi böğüre böğüre nasıl da batmıştı. Bu demir yığını gemi denizin dibini nasıl da boylamıştı. Diğer bazı gemileri de batıyordu İngilizlerin. Gemilerinin batışıyla İngiliz gururu boğaza gömüldü. Gemileri batınca da rüyadan uyanır gibi hayallerinden uyandılar. Boğazı geçemeyecekler, gerisin geri dönüp gideceklerdi.

Gayrı İngiliz gâvurunu muazzam bir hezimet bekliyordu.

Batan gemilerle beraber İngiliz gururu da batmıştır. Artık ‘küçük dağları biz yarattık’ diyemeyeceklerdi. 

Ufukta beliren Osmanlı için zafer, Birleşik Donanma için hezimetti.

15 TEMMUZ 2015

15 Temmuz 2015’te de Çanakkale’dekine benzer bir hadise olmuştu. Ömer Halisdemir baş hainlerden Semih Terzi’yi alın çatından vurup öldürmüştü. Çanakkale Savaşlarında İngilizlerin Ocean gemisi ne ise 15 Temmuz’da da FETÖ’cülerin Semih Terzisi o idi. Onun öldürülmesiyle FETÖ’cü hainler bir bir çözülmeye başladılar. 

Gayrı onları büyük bir hüsran bekliyordu.

15 Temmuz 2016 günü Türkiye çok tehlikeli anlar yaşıyordu. Korgeneral Zekai Aksakallı Gölbaşı Özel Kuvvetler komutanıydı. FETÖ’cüler Semih Terzi’ye Özel Kuvvetlerin komutanlığını vermişlerdi. 

İşin kestirmeden halledilmesi gerektiğini düşündü Aksakallı Paşa. Koruması astsubay Ömer Halisdemir’i aradı. Ona vurgulu bir ses tonuyla şunları söyledi:

“Ömer! Sana vatan ve millet adına tarihî bir görev veriyorum. Tuğg. Terzi vatan haini, isyancı. Karargâha girmeden onu öldür! Bunun sonunda şehâdet de var biliyorsun. Seninle 20 yıldır beraberiz. Hakkını helâl et!”

Ömer Halisdemir’in sesi yüreğinin derinliklerinden geliyordu. Sesi bir vakar, bir metanet hissettiriyordu Ömer Halisdemir’in. O da vurgulu bir ses tonuyla Zekai Paşa’ya şunları söyledi:

“Baş üstüne komutanım! Hakkım helâl olsun. Siz de helâl edin!”

“Helâl olsun Ömer’im! Allah yardımcın olsun!” 

Kalbi güm güm vuruyordu Paşa’nın. Semih’ten uzun zamandır şüpheleniyordu. 

Bu ara hain Semih Terzi de Öz.K.Kh.ndaki kendi adamlarına, “Ben oraya geliyorum. Kışlanın emniyetini sağlayın. İçeriye komutanlardan kimseyi almayın, gerekirse ateş edin” emrini vermişti.

Kendilerine göre işler yolundaydı FETÖ’cülerin. Ama gelişmeler öyle olmamıştı.

Ömer Halisdemir Zekai Paşa’nın verdiği sonu ölüme varan emri hemen kabul etmişti. Çünkü bu vatan vazifesiydi. İmansız, vatansız hayat, hayat değildi elbet. Varsın canı vatan yolunda feda olsundu. Bundan gurur duyardı, şeref duyardı. Ölüm bir kere olacağına göre iman ve vatan için can vermek ne büyük saadet olurdu. 

Ömer Halisdemir şimdi aldığı vazifeyi yerine getirmek için fırsat kolluyordu.

Nihayet o fırsat çıkmıştı. Tarihî bir andı. Özel tim başlarında Semih Terzi merkez binaya doğru yürüyordu. Ömer karşısındaki özel time rağmen namlusuna mermiyi sürdü ve tetiği çekti. Darbeci Terzi’yi alnının çatından vurdu. Yere serilivermişti hain Semih Terzi. Boynunda batılıların tasması, yerde serili duruyordu.

Yaptığı fedakârlıkla Türkiye’yi felaketten kurtaran astsubay Ömer Halisdemir’i Semih Terzi’nin çakalları oracıkta şehid ettiler.

FETÖ ve avanesini, zağarlarını taşeron olarak kullanıyorlardı Batılılar. İngilizlerin MI6’sı, ABD’nin CIA’i, Almanların BND’si, Fransızların DGSE’si, İsrail’in MOSSAD’ı, Rusların FSB’si başta olmak üzere Türkiye düşmanı ne kadar devlet varsa hepsinin de istihbarat teşkilatları işin içindeydiler.

15 Temmuz’da hain Terzi’nin yediği kurşun FETÖ’nün sırtlanlarını, çakallarını afallatmış, duraklatmıştı. Çanakkale’de İngilizlerin Ocean gemisi battıktan sonra diğer gemiler geri çekilmişlerdi. Bundan sonra geri adımlar peş peşe gelecekti. 

18 Mart’ın Seyid Onbaşısı ve 15 Temmuz’un Ömer Halisdemir’i!.. 

El ele verip Cennetin gülleri arasında dolaşın. Hakk’ın Dîdarına kavuşun.

Bütün şehidlerimizle beraber.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sütçü İmam

Allah razı olsun. Muhteşem bir makale.

Okur

Biz zeki insanlarız sadece 15 Temmuzu vurgulasaydınız bile gün itibariyle içerısinden Çanakkale zaferinin anlam ve önemi çıkartırdık biz..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23