7 Haziran’ı anlamaya doğru
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem yurtiçi hem de yurtdışı gezileri çok yönlü olumlu sonuçları bulunan önemli devlet hamleleridir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerimizde gerçekleştirdiği gezilerin, milli birlik ve beraberliğimize kazandırdığı katkıları, sadece siyasi birer kazanım olarak değerlendirmek, eksik ve yanlış olur.
Devlet, çözüm sürecini sahiplenmiş ve bunu gündeminin birinci maddesine taşımıştır. Devlet, bütün bölücü ve ayrımcı teorik ve pratiklerle mücadelesini, hiçbir varlık iddiaları kalmayıncaya dek sürdüreceğinin umut yüklü mesajlarını vermektedir. Devlet, milli devlet ülküsünün, global güç karşısında, stratejik aklın bütün departmanlarını harekete geçirerek nasıl karşı koymakta olduğunu ve bu karşı koyuşta asla taviz vermeyen bir azmin bu cennet ülkeyi refah, saadet ve mutluluğun hangi zirvelerine ulaştırdığını ve icraatının referansıyla daha hangi zirvelere ulaştıracağını herkesin anlayacağı bir dil ve üslupla gözler önüne sermiştir, sermektedir.
Hiç kuşkusuz, gelinen bu noktada, hükümetin akıllı, basiretli icraatı yanında, devlet- hükümet- millet bütünleşmesinin payı büyüktür ve bu bütünleşmenin en birinci mimarı da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tarihe bu gerçek böyle not düşülmeli, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yakın tarihini yazacaklara bu not, aydınlatıcı, yol gösterici bir perspektif, bir bakış açısı olmalıdır.
Dış siyasetimizi kendi ipotekleri altına almak isteyen ve senelerdir bu konuda sinsi bir yapılanma gayreti gösteren paralel örgütün bütün hain emellerini açığa düşürmesi ve işlevsiz hale getirmesi açısından değerlendirildiğinde de Recep Tayyip Erdoğan’ın dış gezileri çok büyük öneme haizdir. Onun devleti temsil edişiyle özdeşleşen dik duruşu, ciddiyeti, vakarı özellikle ezilmiş ülkeler ve ülke liderleri için hem bir rehber hem de bir umut kaynağı niteliğindedir. Bu niteliğin, insanlık tarihine katkılarını görmek ve değerlendirmek elbette uzun soluklu sabır ister. Ümmet şuuruna katkılarını ise daha şimdiden görmek mümkündür.
Söz konusu katkıların hem keyfiyet hem de kemiyet boyutlarında artması, güçlü bir devlet modelinin hayata geçirilmesiyle yakından irtibatlıdır. Bu da ancak Türkiye Devletini artık taşımaya yetmediği belli olan mevcut sistemden arınarak yeni bir sisteme kavuşmakla mümkündür. Sistem bir devletin aklıdır. Sistemin değişmesi ve yenilenmesi devlet aklının değişmesi ve yenilenmesi anlamına gelir. Yeni Türkiye inşası ancak böylesi bir değişimle gerçekleşecektir. Ak Parti’nin seçim sözleşmesinin özü ve özeti de zaten bu değişimi vaad etmesidir. Bu vaat gerçekleşmediği sürece, Türkiye’nin bir dünya ülkesi olması sadece hayalden ibaret kalır.
Ve yine bu vaat gerçekleşmediği sürece, Devlet bünyesinin bütününü sari bir illet gibi sarmış bulunan Paralel örgütten devleti arındırmak çok da kolay olamayacaktır. Sistemin değişmesi, yepyeni sıhhatli bir bünyeye kavuşmamız anlamına da gelecektir.
Bütün bunların gerçekleşmesi ise, sivil, demokratik bir Anayasanın mevcudiyetiyle mümkündür. Anayasa değişikliği bu bakımdan en hayati bir konudur. Anayasa değişikliği ise, bu meseleyi çözüme kavuşturacak güçlü bir siyasi iradenin varlığını zorunlu kılmaktadır. Güçlü siyasi irade ise, halkın büyük çoğunluğun olurunu almış iradedir. Halk ise olurunu sandıkta verir. 7 Haziran seçimleri, ya büyük çoğunluğun bu oluru vererek, söz konusu ettiğimiz sonuçları elde etmemize yol açan bir seçim olacak; ya da bütün yolları tıkayan bir noktaya düğümlenecektir. İkinci ihtimali, hiçbir aklıselimin kabul etmesi düşünülemez. Öyleyse bu seçimlerde, tercih ettirici ana güç particilik değil aklıselim olmalıdır.
Ben, bu yaşıma kadar ne bir partili, ne bir partici olmadım. İslam’a hizmette, iman ve ahlak alanında hizmet etmeyi yeğledim ve yine aynı alanda duruyorum, ömrümün sonuna kadar da aynı yerde durmaya niyetliyim. Bu açıdan da, siyasi bağlamda söylediklerim ya da söyleyeceklerim asla partizanlık değildir, olmayacaktır. 7 Haziran’da, ömrüm olur ve oy verirsem inşallah oyumu Ak Parti’ye vereceğim. Bu da benim için bir aklıselim tercihi olacak..