Coğrafya kaderdir, tarih kazadır
İbni Haldun (D: 27 Mayıs 1332) (Ö:17 Mart 1406) modern tarih yazımının, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden kabul edilen devlet adamı ve tarihçidir. Eserleri içinde “Kitabü’l İber ve divanil mübtedei vel haber. Fi eyyamil arabi ve’l acemi ve’l berber” adlı yirmi ciltlik eserine yazdığı üç ciltlik “El Mukaddime”si meşhurdur. Mukaddime dilden dile, elden ele okunmuş ve neredeyse dünyayı etkilemiştir.
Mukaddimede toplumların, devletlerin yaşayışları, doğup gelişmeleri ve çöküşleri… Bunların çöküş sebepleri anlatılır kısaca.
Bazı tespitleri şunlardır: “İnsan gibi medeniyetler de doğar, gelişir ve ölür.”
“Kırsalda yaşayanlara Bedevi, şehirde yaşayanlara Hadari denir. Hadariler şehri yönetir. Ama zamanla zevke, sefahate, vurdum duymazlığa, kibre kapılırlar. Bedeviler kırsaldan gelir ve Hadarilerin elinden iktidarı alır.”
Meşhur tespitlerinden biri de “Coğrafya kaderdir” sözüdür.
Yani her milletin coğrafyası kaderidir.
Elbetteki öyledir.
Türkiye her an patlamaya hazır bir ateş volkanının üzerinde kurulmuştur. Ateş hararetlendikçe Türkiye de o nisbetle bu sıcaklıktan, kaynamadan etkilenmektedir.
Sürekli etkilenmektedir.
Benim yaşım ile mütenasip yaşadığımız olaylar Almanya’nın, Fransa’nın, Kanada’nın, ABD’nin başından geçseydi ne olurdu?
Mutlaka bölünür veya küle dönerlerdi.
Bu ülkeler Türkiye gibi rüzgarın en çok estiği tepede kurulu değiller.
Dalganın ve helezonların çok olduğu bir dehlizde değiller.
İsveç’in, Finlandiya’nın coğrafyası da onlar için bir kaderdir. Lakin onlar güllük ve gülistan içre hayat sürmektedirler.
Biz aktif bir volkanın civarını ülke, coğrafya seçmişiz onlar sönmüş bir volkanın!...
Siyasi ve sosyal anlamda söylüyorum.
Coğrafya “kader” olunca tarih de “kaza” oluyor.
Zaten bizim aktif bir volkana benzeyen coğrafyamız büyük ölçüde tarihimizden kaynaklanıyor.
Çünkü sadece Anadolu civarını değil, Moğolistan’dan Orta Avrupa’ya kadar mülk edinmiş, sonra elimizden çıkmış, sonra bir daha mülkümüz olmuş v.s toprakların her bir karışında, tarihin her bir anında yaşadıklarımızda Batı Hristiyan, Doğu gayrimüslim dünyasının birikmiş hıncı, alacak öcü var.
Allah’tan ki kendi aralarındaki çıkar çatışmaları bize nefes aldırıyor.
Biz Mısır’a benzemiyoruz. Çünkü Mısır teslim olmuş ve sömürgeleşmiş.
Biz Hindistan gibi değiliz; çünkü onlar da teslim olmuş ve sömürgeleşmişler. Hakeza Pakistan da buna dahil…
İngilizceyi çabuk öğrenmelerinden ve iyi konuşmalarından anlaşılmıyor mu?
Cezayir gibi değiliz, Fas gibi değiliz!..
Biz tarih boyu dik durmuşuz; savaş meydanında da barış masasında da…
Tek eğik durduğumuz yer Cumhuriyetin kuruluş yıllarıdır.
Meydanda kazandığımızı masada kaybetmişiz.
Lozan görüşmelerinde İnönü ilk konuşmasında, “Buraya sizden toprak istemeye değil bağımsızlığımızı istemeye geldik” deyince, Yunanistan delegesi moral bulmuş, o saate kadar agresif ve yüzü asık olan delege neşelenmiştir. Bakınız Lord Curzon’un anıları.
Tarih, millet olarak kaderimizin kazasıdır. Her dirayetli liderimiz sayesinde dünyanın yarıdan fazlasına izlerimizi dolayısıyla İslam’ı ve Ezanı Muhammediyi götürmüşüz.
Bizden hınç üstüne hınç almak istemelerinin sebebi de budur.
Avrupa’da camilere saldırılar var. Çoğu da Müslüman Türklerin açtığı camilere…
Neden? Çünkü hınç eskiye dayanmaktadır.
Türkiye dışındaki ülkelere bakın: Bulgaristan’ı alın… Romanya’yı, Polonya’yı, Çek, Slovak, Sırp ve batıya doğru gidin.
Müslüman Türkün tarihindeki kahramanlar kadar kahramanı olan yoktur.
Çoğunun kahraman diye sahneledikleri de aslında iyi bir korsan veya hayduttur.
İşte Hristiyan dünyanın insanlığa örnek olarak cilalayıp sunduğu ve Noel Baba dediği Saint Nicolas bir hırsızdır. Evlere bacadan girip çalmayı öğütlemektedir.
Tarihi misyonu çok üstün olan kahramanlarınız varsa, at üstünde doğup at üstünde ölen liderleriniz varsa, gayrimüslimlerin bile insanca yaşadığı bir toplumsal düzeniniz varsa; siz volkanın üzerinde medeniyet kuracak kadar cesur, ülkeler fethedecek kadar mücahit, her insanın gönlünü alacak kadar munis, her hak sahibinin hakkını verecek kadar adil bir tarihe sahipsiniz demektir.
Elbette karanlığın çökmesi için sürekli dua edecek olan yarasalar da olacaktır o taktirde!
Evet, tarih kazadır. Türkiye’nin son yirmi yıllık tarihi de bundan sonra sürecek olan tarihi de kazadır.
Bulgaristan’da bulundum 2015 Ramazanında. Geleceğimiz akşam iftarı Sofya’daki Mimar Sinan eseri bir camide yaptık. Caminin dış avlusu yüzü nursuz bir kalabalıkla doluydu. Biz iftara giderken oradaydılar. İftardan namaza geçerken yine oradalar.
Yanımda Bulgaristan Baş Müftü Yardımcısı var, sordum: Bunlar kim?
Fakir ve yoksul Bulgarlar, dedi. Hristiyan... Burada yemeği fazla çıkarıyoruz ve bizim yemek faslı bitince onlara paketleyip veriyoruz.
Her yıl böyle…
Kim karşılıyor? Bulgaristan’da öyle zengin Müslüman tüccar var mı?
Kulağıma eğildi: Tika hocam, Tika… yani Türkiye…dedi.
Ee, şimdi haksız mı yarasalar aydınlığa küfretmekle…
Şimdi haksız mı Türkiye’deki uzantıları “karanlık çökmüyorsa biz karanlığa gideriz” demekle.
Hülasa; coğrafya kaderdir, tarih kazadır. Bundan sonraki kaza, yüz yıllık beînamazlığın kaza namazı gibi olacak inşallah.
Vesselam…