Zilletten Hikmete Bir Fetih
İstanbul zilletten kurtulalı 570 yıl oldu.
Bu coğrafya daha doğrusu Cihan Devleti Osmanlı’nın, 22 milyon metrekarede yaptığı tüm fetihler; “Zilletten Hikmete Fetihlerdir”. “Zulmetten Merhamete Fetihlerdir”.
29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’un fethiyle zulüm çağı bitmiş, hikmet çağı başlamıştır.
Bütün mesele, fethin sebebi olan hikmet çağını ayakta tutabilmemiz, manasına uygun yaşayabilmemiz ve sahiplenebilmemizdir.
Bunun için fethin maddi boyutundan ziyade mana boyutunun ne demek istediğini idrak edebilmemizdir.
Bu idrak gerçekleşebilir ve hayatımıza dâhil edebilirsek, işte o zaman daha nice maddi fetihler meydana gelecektir. Maddi fetihlerin gerçekleşebilmesi için mazimizden, mazimizin üzerimize yüklediği değerlerden kopmamamız gerekir.
Mazinin bittiği yerde millet biter, insan biter, izan biter, ruh kirlenir, beden ruhtan kopar ve ortaya hareket eden naaşlar çıkar.
Mazinin ötelendiği ve anlaşılmadığı yerde ortaya birçok yabancı zihniyetler, fethe ve manasına düşman kimseler çıkarak; barındıkları-beslendikleri-çalıştıkları şehre ihanet ederler.
•
Merhum Nurettin Topçu bu hususta şöyle der:
“Barındıkları vatanda kendilerinin ecdat kemikleri gömülü bulunmayan ve içerisine sokuldukları cemiyetin ruhunda kendi tarih ve mazileri yüklü olmayan kimseler, bütün kuvvetleriyle o milletin mazisine musallat olur, onun ruhunu tarihiyle beraber kökünden kazımak isterler”.
Nurettin Topçu ne kadar da haklı! Hatırlarsanız “gezi olaylarında” “Zulüm 1453’te Başladı” yazmışlar, CHP ve terör örgütleri sahip çıkmışlardı.
Oysa biz millet olarak tarihimizden ve tarihimizi ilmek ilmek ören dini-milli değer yargılarımızı yaşanır kılan kültürümüzden ibaretiz.
Bu özelliğimizi kaybettiğimizde, maddi-manevi bütün fetihlere veda etme fırsatı bile bulamayız. Hamdolsun ki, kısa aralıkları saymazsak, madde ve mana âleminde 570 yıldır İstanbul bir İslam beldesidir.
Yine Nurettin Topçu’nun ifadesiyle; midesine dolan nimetleri alkışlamaktan başka irade kuvveti olmayan büyük, küçük bütün zalimlerin karşısında gerçek Fatihler bulunacaktır.
•
İstanbul sadece bir çağ kapansın, bir çağ açılsın, Bizans’ın hâkimiyetine son verilsin, Müslümanların hâkimiyeti başlasın, bayrağımız dalgalansın diye fethedilmemiştir.
Dünya milletlerine “insan merkezli bir medeniyet” sunulsun, karanlık içerisinde boğuşan insanlık aydınlığa çıksın ve niye yaratıldığının farkına varsın diye fethedilmiştir.
Bugün ilmin Batı’dan Doğu’ya geldiği söylenir ve elbet yanlıştır. Fethin hemen arkasından Fatih’in yaptığı ilk icraat, İstanbul’u bir ilim ve hikmet merkezi yapmasıdır.
Amentü sahibi Müslümanlar olarak dünya hayatımızdaki amellerimizin nihayeti ahiret merkezlidir. Bu sebeple yine Nurettin Topçu şöyle söyler:
“Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcularıyız. Hayata söz verdik, ölüme söz verdik, ebediliğine söz verdik.
Zaman ve vücut vehimlerini bırakıp korkusuz ve hürriyetini bizzat kendi tasdik etmiş, ebedi yaşayışın icaplarını yerine getiremeyecek kadar küçülmeyelim”.
•
Ezcümle rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan:
“Vatan aşkı maya gibidir. Sütü bozuklarda tutmaz”.







