Yüzyılımız tebligat değil tatbikat devridir
Önce yazının başlığına bir not düşeyim. Tebliğ veya nasihat ilahi bir emirdir. Bu emir başımız gözümüz üstünedir.
Başlıktaki kastımız; nasihatçilerin, vaizlerin, tebliğcilerin, konuşmaktan ziyade yaşayarak tebliğlerini, öğütlerini vermeleri gereken bir zamanın içindeyiz onu derim.
Arif olanlar anlar, anlamayanlar da insanı yorar. Bu hususta Mevlana Hz.lerinden örnek vererek meramımızı dile getirelim.
Bu yıl Mevlana Hz.lerinin, “Düğün günüm” dediği ahirete irtihalinin 750. yılı. Yedi yüz elli yıldır insanı ihyası devam ettiğine göre demek ki, sadece tebliğ etmemiş aynı zamanda tatbikatta yapmış. Yoksa bu kadar uzun sürmezdi. Hikâyeye geçelim.
•
Küçük bir kuşcağız, avcısı tarafından tuzak kurularak yakalanır. Kuş avcısına der ki:
-“Ey Avcı! Ömrün boyunca pek çok koyun, sığır, deve eti yemişsindir, birçok da kurban kesmişsindir, onların etleriyle doymadın da benim gibi bir çiğnemlik etle mi doyacaksın? Beni bırak da, sana üç öğüt vereyim. Vereyim de; bil bakalım tuzak kuranlar mı, hile yapanlar mı akıllı, yoksa tuzağa düşenler mi?
Yalnız bu üç öğüdümün ilkini şimdi elindeyken vereyim. Bırakırsan ikincisini şu damın üstünde, üçüncüsünü de karşıdaki ağacın üzerine konunca vereyim.
Eğer tutarsan bu üç öğüt sayesinde mesut bahtiyar yaşarsın.
Esir kuş, avcının elindeyken ilk öğüdünü:
-“Olmayacak şeye kim söylerse söylesin asla inanma” diye verir!
Avcı bu nasihati duyunca, diğer ikisinin merakıyla kuşu azad eder ve kuş, damın üzerine konarak ikinci öğüdünü söyler:
-“Bir de geçmişe gam çekme! Bir şey senden geçip gittikten sonra ona hasret duyma! Geçmişe ah etmek, hasret duymak akla zarardır. Giden geri gelmez! Getiremezsin! İçimde on dirhem ağırlığında benzeri olmayan çok kıymetli bir inci vardı! O inci; seni de, aileni de huzur, güven ve istikrara kavuştururdu fakat nasibin değilmiş ne yapayım”!
Avcı bu sözleri işitince başlar dövünmeye ah vah etmeye. Kuşcağız devam eder sözlerine:
-“Ey insan! Daha biraz önce sana; ‘Geçmiş bir şeye ah çekme!’ demedim mi? Mademki inci elinden uçtu, neden dertleniyorsun? Yine sana:
-“Olmayacak şeylere sakın inanma, aldanma” demedim mi? Sen gerçekten ahmaksın. Benim kendim üç dirhem gelmez bir kuşcuk iken içimde on dirhemlik inciyi nasıl taşıyayım?”
Avcı şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez halde, üçüncü öğüdü ister. Kuş artık emin yerde olduğu için üçüncü öğüdünü de verir:
-“Diğer verdiğim nasihatleri-sözleri tuttun da sanki üçüncüsünü söyleyince tutacakmışsın gibi haydi onu da söyleyeyim”:
-“Gaflet uykusuna dalmış kimselere öğüt vermek, taşa tohum ekmek gibidir. Hırsın, tamahın, kıskançlığın, açgözlülüğün paramparça ettiği akıllara nasihat-öğüt fayda etmez.
Hikmet bir hazinedir; arsızlara, kaygısızlara, bencillere faydası yoktur”!







