Yeter Artık Devlet Milletin Olsun
CHP’nin halk üzerinde uyguladığı “baskı-şiddet” başta olmak üzere, memleketi baştanbaşa açlık ve sefalet denizine gark ettikleri yıllar, ülkemizin en acı ve kayıp seneleridir.
Kendi çıkarlarını koruma içgüdüsü ve İslam’dan nefretleri, bugün de olduğu gibi güç aldıkları Batı’ya karşı kayıtsız şartsız bağlılık ve hayranlık beslemişlerdir.
CHP’nin iktidar dönemini inceleyen herkes bu gerçekleri görebilir. Kitaplar, gazeteler, romanlar, hikâyeler, şiirler, arşivler, kütüphaneler bu bilgilerle çaka çaka doludur.
O karanlık dönemlerin belgelerden birkaç örnek verelim. Hazır yeri gelmişken Milli Şef dönemini bütün çıplaklığıyla anlatan bir romandan da söz edeyim.
Merhum Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun İrfan Yayınları’ndan çıkan, “Cevahir ile Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonu” adlı bir romanı vardır.
Bu roman mutlaka sinema filmi yahut televizyon dizisi olarak çekilmelidir.
Biliyorum ki, TRT genel müdürünün önünde o kadar çok kıytırık projeleri var ki, pek çoğu saman alevi gibi yandığı dakika ısıtıp, sönünce unutulacak senaryolardır.
“Cevahir İle Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonu”, tek parti dönemini bir çırpıda tüm yönleriyle anlatan muhteşem bir romandır ve içinde asla hayal ürünü yoktur. Geçelim.
¥
CHP, zihniyet itibariyle halka inmemiş bir partidir. Dolayısıyla sırtını millete dayamamış, belli güçlerin gölgesine sığınmıştır.
Bunun sebeplerine bakalım. Ahmet Kabaklı “Temellerin Duruşması”nda şöyle anlatır:
- İslamiyet ile töre ile milli ahlak ve geleneklerle; günah, sevap, vicdan kavramlarıyla ilişiği kesilen Türkiye, uzun zamanlar için manen soyulmuştur. Memleket, iki yönlü kaba yobazlığın eline düşürülmüştür.
- Türkiye, demokrasi ve adalet gibi devleti devlet yapan değerlerden soyulmuştur.
- Türkiye, imanından, kültüründen, tarihinden soyularak yaban ellerin kucağına atılmıştır. O günden beri, yerini yurdunu kıtasını da bilmeyen bir ‘yığın’ olmaya yüz tutmuşuzdur.
Batılı değil, Doğulu değil, Müslüman değil, Hıristiyan değil hatta devekuşu bile olamamışızdır.
- Bunlar; milleti her konuda hiçe saymakta, yalnız Batı’nın ne diyeceğine önem vermektedirler. Feci bir uşaklık kompleksi olan bu Batı korkusu, İttihatçılarda da vardı”.
¥
Prof. Dr. Naci Bostancı, “Tek Parti Döneminde Siyaset ve Ekonomi” adlı incelemesinde Yakup Kadri’nin Ankara romanından şu ifadeleri aktarır:
“(Devletten vurarak veya rüşvet yoluyla büyük sermaye biriktirenler, hayat standartlarını hızla yükseltiyorlar. Bu sıfatla partiden teşvik de görüyorlardı).
1930’a kadar süren devrede Avrupa ile yapılan ticarette öncelik, tamamıyla bu kesimin ihtiyacı olan mamul madde ithalatına verilmiştir.
Bazen bu doğrultudaki ithalatın, toplam ihracatın dahi üzerine çıktığı görülür.
Şeker, çay, dokuma kumaşları gibi halkın ihtiyaçlarına hitap eden kalemler ise toplam ithalatın içinde oldukça küçük paya sahiptir”.
¥
Evet! Böyle bir zihniyet, devletin milletin egemenliğine geçmesini ister mi?







