Yerlilik ve millilik bizi biz yapar
“Kişinin kendisini bilmesi kadar mahir bir iş olmadığı gibi kendisine yabancılaşan kişilere de başka kötülük yapmaya gerek yoktur” derler.
Bir milleti dışarıdan gelen cereyanlar yıkamaz. Ancak kendi iç çürümesinden dolayı yıkılmaya yüz tutar ve bu illetini de mikrop gibi yayar.
Hepimizin bildiği gibi hem dışarıdan hem içeriden ciddi bir “çürütme” ve “geriletme” operasyonlarıyla karşı karşıyayız.
Elbet yeni bir operasyon değil. Yüz yılı aşkındır böyle nice hadiselerle karşılaşmış ve hamdolsun hepsinin de altından kalkmışızdır.
Bütün krizleri aşmamızın en önemli sebeplerinden ve hatta en başta geleni de “yerlilik ve millilik” anlayışımız olmuştur.
Bu mesele çok önemlidir. Hemen her ortamda konunun işlenmesi ve dile gelmesiyle birlikte, neler yapılabileceği hususları üzerinde durmak gerekir.
¥
İçeriden çürümenin yahut bozulmanın tarihine şöyle kısa bir yolculuk yapalım.
Üstad Necip Fazıl, Rapor 7 ve 8 adlı eserinde şöyle anlatır:
“Geriye doğru bozulma ve çürüme devirlerimizi tespit ve tahkikte başlangıç noktası mutlaka Tanzimat (1839) iken, ara yerde Abdülhamid Han ile kazanılan; siyasi, idari, iktisadi müdafaa dehası ve bu deha sayesinde 33 yıl vatanın ayakta kalabilmiştir”.
Çürümenin ve ihanetin katarı durmaz elbet. Yine üstadın ifadesiyle kötülükler çığırı Meşrutiyetle başlar, Cumhuriyette azar ve 1960 gece baskınından sonra zirveye çıkar.
Üstad bu tespitlerden sonra sözü yine II. Abdülhamid Han’a getirip şunları söyler:
“Bu arada Abdülhamid devrini tek cümleyle çerçeveleyecek olursak şöyle söyleyebiliriz:
Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han, sahte demokrasi, yalancı hürriyet ve satıh üstü Batı taklitçiliği oyununu ilk defa sezmiş, durdurmuş ve memlekette yerli deha ve marifete bağlı fabrika, mektep, teşkilat, siyaset ölçüsü, iktisadi nizam, her şeyi (orijinal-asli) olarak kurmuştur”.
¥
İşte bugün de yerlilik ve millilik hususunda topyekûn hamleler başlatıp, bizi biz yapan değerlerimizle bir destan daha yazmamız kaçınılmaz, ihmal edilmez ve şart olan bir iştir.
Yine Üstadın ifadelerine dönelim:
“Yahudi ve Mason kuklası İttihat ve Terakki emrindeki Meşrutiyet, Uludağ’ı çökerten bir zelzele ile vatanı yıkar ve ruh desteğini de çatırdatır”.
Tabi yine tarihimiz boyunca her çatırdamanın neticesinde zenginler türemiştir. Bu zenginler elbette İttihat ve Terakkicilerle onların aileleridir.
Hemen bugüne dönecek olursak, memleketin başına çorap örenlerin, ülkemizi ve milletimizi yerli ve milli sahadan çekip, batının çöplüğüne atmak isteyenlerin; kimlik, kişilik ve eylemlerini tarif etmeye hacet kalmaz.
¥
Bugün Millet-Devlet kenetlenmesi, Haçlı dünyasını ve yerli uşaklarını şaşkına çevirmiş vaziyettedir.
Devletimiz ve milletimiz üzerinde ameliyatlar yapılmasına fırsat tanımadan, yerli ve milli kalkınma konusunda taviz verilmemelidir.







