Yeniden Büyük Millet Olmak Boynumuza Borçtur
Yokluklardan doğan devletlerle, savaşlar sonrası küllerinden doğan devletler vardır.
Biz, kadim bir devlet ve kadim bir milletiz. Bataklıklardan çıkanların da küllerinden doğanların da yaşadıklarını yaşadık.
Dokuz ayrı cepheden büyük kayıplarla çıktıktan sonra; nice yokluk, yoksulluk, baskı ve kıtlıklarla mücadele ederek, her seferinde yeniden doğduk.
Dış düşmanların tesirinden kurtulmamız yetmezmiş gibi içerideki ihanet çeteleriyle de uğraştık ve bin yıllık kadim geleneklerimiz, inançlarımız yerle bir edildi.
Toprağımız, vatanımız, bayrağımız ve değerlerimiz adına her zulme katlanıp; yeri ve vakti geldiğinde; “millet olmanın şuuruyla” alması gerekenlere lazım olan dersleri verildi.
Hayıflanmanın zamanı değil biliyorum amma:
Yıllardır terörle iç içe yaşamamızın sebebini, bizi biz yapan hasletlerimizi kesintiye uğratanların yüzünden, toplumsal hayatımızdaki kayıpları fark edemedik.
Millet olarak birlik ruhumuzu yoğuran kıymetlerimizden koptuğumuzu, şuuraltımıza gizlendiğini göremedik ve anlayamadık.
Millet olarak yerlilik ve millilik şuurumuzun temelini oluşturan, kopan taraflarını tamir eden, unutulanları hatırlatan yüksek moral seviyemizin temel taşlarını koruyamadık.
Doğruyu, güzeli, iyiyi, hakkı, haklıyı, esası, vazifeyi unutup; menfaatperestliğin cazibesine kapılıp, “at gözlüklerimizi, ihtiyaç gözlüğü” gibi takarak yaşamaya başladık.
•
Artık dövünme vakti değil. Bu rehavetten kurtulmalıyız. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın çırpınışlarını; temiz mayalı, aklıselim sahibi her insanımız görmektedir.
Bu çağrıya, bu feryada, bu çırpınışa karşı nasıl hissiz, sessiz, hareketsiz kalınabilir?
Çözümsüz değiliz. Çözüm; geçmişimizde, ruhumuzda, aklımızda, inancımızda dipdiri durmakta ve harekete geçmek için beklemektedir.
Şu hakikate, memleketimizi ve milletimizi sahiplenenler inanırlar. Keşke olup bitenlere, “bitkisel gözle” bakan kimseler de inanıp kabullenebilseler.
Gerçek şu: Millet olarak tarihimiz boyunca hiç esarete ve köleliğe maruz kalmadık. 15 Temmuz bunun en bariz örneğidir.
Esareti asla kabullenemediğimiz gibi mukaddesatımızın da ayaklar altına alınmasına, çiğnenmesine yine hiç rıza göstermedik.
Bu hal, İslam tabiatına aykırıdır. Millet olarak bağımsızlığımızın yegâne gücü İslam oluşumuzdur. Tarih böyle göstermiştir.
•
Bugün Haçlı zihniyeti, üzerimizden terörü eksik etmese de vakti geldiğinde İslam’ın ruhu, barbar batı ruhunu perişan edecek ve üzerimizden atacaktır.
Bu bir teselli ifadesi değildir. Batı sadece kendi insanlarını değil, bütün bir insanlık âleminin imhasına girişmiştir.
Barbar batılıların el attığı dünyanın neresinde bir huzur, güven ve istikrar vardır? Yer kürede diş geçiremedikleri tek devlet biz kaldık.
Topraklarımızdan beslenmiş bilumum terör örgütlerine sığınarak ve destekleyerek açıkça savaşmaktadırlar.
Kendi nesillerini de asırlardır, “Haçlı Seferleriyle” İslam’a karşı programlayarak ve şartlandırarak eğitmektedirler.
Derdimiz odur ki, biz de; kendi kültürümüzle, tarihimizle, medeniyetimizle, yerli ve milli değerlerimizle yeniden barışarak harekete geçebilmeliyiz.
O zaman yeniden büyük millet ve devlet olabiliriz.







