Tutkuların çalkantısında yok olmak
Kapitalizmi ve tüketimi tanrı edinen Batının, bütün dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı uygar ya da çağdaş hayat tarzı, sonu olmayan “harcarsan mutlu olursun” baskısıdır.
Bu baskı; reklam, sinema, dizi ve sosyal medya araçları tarafından tüm dünya insanlığının hakkı olan yeraltı ve üstü kaynaklarını fütursuzca “tüketin” emridir.
Baş döndürücü şekilde gelişen teknoloji, insanı insan eden duygu ve düşünceleri, haz ve hız sarmalı içerisine kapatarak, “yaşamak için tüketmek gerekliliğine” inandırmakta.
Hal böyle olunca, hangi şartlarda ve ne şekilde olursu olsun, üretime dair tek laf söylemeden sadece tüketmeye sevk edilen insan, haliyle tüketen robot haline gelmektedir.
Oysa insan, inanma fıtratıyla yaratılmış bir varlıktır. Teknolojiyi insanlığın emrine vermek yerine, insanlığı teknolojiye esir eden bir tarz benimsenmektedir.
Teknolojinin bu hızla gelişme ve ilerlemesi, insanı sınırsız isteklerle kuşatıp, ruhunu esir almaktadır. Ülkemizde ve dünyada olup biten hadiselere bakıldığında, insanoğlunun bir ruh fırtınası içerisinde boğulduğu görülmektedir.
•
Kendilerini sınırsız isteklerinin esiri yapanlar, yeryüzünü Cennet’ten daha çok Cehenneme çevirmektedirler.
Keşke Cehenneme çevirenler sadece kendileri yansalar ve yaksalar, nice mazlum insanları da yakmaktadırlar.
Üretmeden tüketim hırsı ve sınırsız israf, kapitalizmin olmazsa olmazıdır ve insanın özüne değil, kadavrasına hizmet etmekte ve ettirmektedir.
Bugün yüz yüze kaldığımız durum; ekonomik, çevresel ve sosyo-kültürel problemlerdir. Çözümü ise tüketim hırs ve hazcıların asla görmek istemediği insanın “yüreğindeki-kalbindeki-gönlündeki”, üretmeden tüketmeye razı olmayan “kanaat ve israf” etmeme duygu ve düşüncesindedir.
Ehli insaf sahipleri, insanın bedenini önceleyip, duygu ve düşüncelerini görünmez kılmaya çalışan her türden tüketim çılgınlığına karşı mücadele etmeli, uyarmalıdır.
Teknolojik gelişmelere karşı gelmek gibi anlaşılmasın. Böyle bir mana çıkarmak, söylemek istediklerimi bilerek ve isteyerek gayesinden saptırmaktır.
Bizim inancımızda insanoğlu “Eşref-i Mahlûkat” olarak adlandırılır. Yani kâinatın en şerefli yaratılmışı olarak bilinir.
İnsanlığa hizmet etmesi gereken teknolojiyi üreten kimseler, işte bu gruba giren insanlardır. Yalnız teknolojiyi insanlığın mahvına kullanmak ise tam tersidir.
Yoksa teknik ve teknolojik gelişmeleri ret, kişinin yaratılış gayesini inkâr olur. Gelişmelere ayak uydurmaya ve insanlığın yararına kullanmaya kimsenin bir diyeceği olmaz.
•
Ezcümle:
Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, teknolojinin her gün daha çok hâkim olduğu görsel medyanın her sahasını kapsayan araçlar, problemlerin halline kavuşturulmasından ziyade yani faydasından çok zararına çalışmaktadır.
Sırası geldi sorulacak soru şudur:
“Peki, yarardan ve zarardan sorumlu olan insanoğlu değil midir”?
Elbette insandır. Önemli olan makinalar değil, aletlerin kullanış amacı ve kullanıştaki hedeftir.
İhtiyaçlarımızı tüketim hırsı belirlediği sürece, iki dünyamızı da dengede tutmamız imkânsızdır. Denge için bereket ve kanaat gerekir.







