Türkiye’nin millileşmesine direnenler
İstiklal Savaşımız sonrası I. TBMMve II. TBMM ile başlayan millileşme mücadelesi, İstiklal Savaşı’nı kazanan milletimizin inanç değerlerine uymayan inkılaplarla kesildi.
İnkılapların hiçbirisi, milletimizin ruhuna sinmedi ve zorla süpürüp atılan değerlerin yerini tutmadı.
Bu kesinti, İnönü’nün “istibdadı” döneminde en şiddetli halini aldı. Daha savaştan çıkmanın acısını üzerinden atamayan ülkemiz ve milletimiz, CHP tarafından yağmalandı.
Bir türlü kendisine gelemeyen savaş mağduru halkımız, ancak 30 yılda toparlanabildi ve 14 Mayıs 1950’de yeniden millileşmenin bayrağını, Menderes’le birlikte burçlara dikti.
14 Mayıs 1950 seçimi, CHP’nin kendisinin, ürettiklerinin ve üreteceklerinin, bir daha bu topraklar üzerinde kıyamete kadar iktidara gelemeyeceklerinin ebedi belgesi oldu.
Bu tarihten sonra CHP’liler ve ittifak ettiği kesimler, dışarıdan ve içeriden ülkeye sürekli musibet getirdiler ve getirmeye devam etmekteler.
Sanırım Türkiye’nin millileşme hareketinin önündeki örgütleri sıralamaya gerek yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hükümete, ülkemizin iç ve dış itibarına kimler ket vurmak istiyor, hizmet ediyor ve hizmetlerini de ihanetle taçlandırıyorlarsa, bunların hepsi milletimiz ve devletimiz tarafından artık bilinmektedir.
Tekrar millileşme sürecimize dönecek olursak, 1960 darbesinden sonra yine vesayet yıllarına dönüldü.
Millileşmek isteyen halkımızın karşısına, “Menderes’in devamı aldatmacasıyla milli adam” diye vesayetçiler tarafından Demirel çıkarıldı.
Oyunu kurallara göre oynayan Demirel, yegâne aktör olarak millileşmenin önündeki en büyük engeldi. Bu hakikat, 28 Şubat’ta “bir numara” olarak bilindi ve test edildi.
MC hükümetleri döneminde de Erbakan ve Türkeş’in “millileşme projeleri”, yine bu şahıs tarafından ustaca manevralarla akamete uğratılmıştı. Geçelim.
Türkiye’nin millileşmeye en yakın olduğu dönem, rahmetli Erbakan’ın 1996 yılı başbakanlığıdır ama yine Demirel ve vesayetçiler sahnededir.
Uzatmayalım nihayet Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Ak Parti’yi kurup, siyasete girmesiyle millileşmemiz tekrar başlamıştır.
2002 yılından beri Türkiye’nin başına örülmek istenen her musibetin başında, ortasında, sonunda, Türkiye’nin millileşme meselesine ihanet vardır.
Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa “millet-devlet” kaynaşması sağlanmıştır ve bu kaynaşma, tüm şer cephelerinin yine tüm şeytani oyunlarına rağmen devam etmektedir.
İşte CHP ve beslemesi bütün örgütleri çileden çıkaran mesele, “millet-devlet” birleşmesinin bir neticesi olacak olan millileşmemizin ana damarı “Yeni Anayasa”nın inşasıdır.
Bu sebeple “Yeni Anayasa” hazırlıklarına ve hazırlanacak yasanın referanduma götürülerek halkımıza sunulmasına şiddetle karşı çıkmaktadırlar.
MHP lideri Devlet Bahçeli’ye karşı parti içinden ve dışından yürütülen kampanyayı da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Çünkü Türkiye’nin millileşmesini istemeyen iç ve dış mihraklara karşı dik durabilecek iki parti vardır. MHP ve Ak Parti.
Eh, yetmez mi? Artık Türkiye; Galata Kulesi’ni bostan kulesi zannedenlerin ülkesi olmaktan çıkmalı değil mi?







