Tembellik de bir nevi anarşidir
Tembelliğe sebep olan anarşinin silahı mazeretlerdir. Üretmeden tüketmek, insan canlısına göre değildir.
Toplumu sürekli tüketime sevk eden haber, yorum ve esas en büyük tehlikeli olan bütün alanlardaki reklamlar, birer tüketim terörü estirmektedir.
Hep harcamak gibi bir tüketim anlayışı, kapitalizmin kıskacından çıkamayan toplumların, tedavisi zor hastalıklarındandır.
İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerimiz, tembellik mazeretlerine sığınarak, “Devlet versin biz yiyelim” diyenlerle dolu “tembeller bakımevi” gibidir.
O haldeyiz ki; “hep bana, hep bana, yine hep bana” bencilliğimiz, bir illet gibi nefsimizi, gönlümüzü, gözümüzü, kulağımızı, insanlığımızı esir almış vaziyette.
“Haydi üretelim” dediğimizde ise, destan gibi mazeretleri peş peşe dizilmekte. Her mazeretimizin içinde de yine “dilenme, şikâyetlenme” ve “hep bana” arzusu yatmakta.
¥
Bütün bu lafları, umut ışığı gördüğüm bir üretim ve pazarlama heyecan rüzgârı içerisinde karşılaştığım manzarayı anlatmak için ettim.
Hafta sonu benim de içinde yaşadığım, “tembellik bakımevi İstanbul’dan” biraz dışarı çıkayım dedim ve Sakarya/Akyazı’ya uğradım.
Akyazı ilçesi, Marmara ve Karadeniz iklimini bağrında tutan, toprağında ise Marmara ve Karadeniz iklim bereketinden neşv-ü nema bulan nimetlerle coşan bir bölgemiz.
Belki benim gördüğüm yer en küçük alanlardan birisiydi. Akyazı Belediyesi, Kuzuluk beldesinin orta yerine “Akyazı Köylü Pazarı” tesisi kurmuş ve üreticilere de burada birer mekân tahsis etmiş.
Pazar yeri adeta panayır gibi cıvıl cıvıl çalışkan insanlarla doluydu. Yöne insanı, el emeklerini burada rahatça pazarlıyorlardı.
Elbet küçük işletmelerden gelen gıda maddeleri de vardı ama ağırlıklı olarak, bölgede üretilen yiyecek ve içecekler bulunmaktaydı.
Böyle manzaralarla karşılaşınca insan büyük bir umutla doluyor ve coşuyor.
Başka milletlerin “umut”tan ne anladığını bilemem fakat bizim milletimiz için “umut”, Hakk dinimizin bir emridir.
Çaresizlik, yokluk, yoksulluk, tembellik, imkânsızlık, nemelazımcılık, boş vermişlik, sorumsuzluk, ilgisizlik, ilkesizlik, yalvarma, dilenme, bekleme ve tüm bunların toplamı olan “umutsuzluk”, inanç sahibi toplumlara göre değildir.
Aksi bir durumu zaten inancımız kabul etmiyor. Dini ve milli değerlerimizin temeli umutla atılmış, umutsuzluk şiddetle reddedilmiştir.
“Akyazı Belediyesi Köy Pazarında” dolaşırken, insanların beden dillerindeki büyük umudu ve sahiplenmeyi gördüm.
Belediye Başkanı Hasan Akcan ve ekibine teşekkürden sonra şu sözlerle yazıyı sonlandıralım ve umudu olmayanların yarını olmayacağını hatırlatalım.
…………………
Umutsuzluk, insanca olmadığına göre umudu olan kimse, hiçbir bahaneye sığınmadan yaratılış fıtratının gereği üretmek zorundadır.
Yine bizim inancımız, hareket eden her canlının nasibinin yaratıldığını söyler. Yeter ki, o nasibi aramak için umudumuz ve gayretimiz olsun.
“Dürüstçe” üretmek; kanaattir, enerjidir, harekettir, moraldir, hayattır. “Dürüstçe” üreten insanlar, kötülüklerden uzak olup, iyilik üzere yaşarlar.







