TBMM Başkanlık Seçiminde AK Parti Firesi
“Her ihanet, sahibine bedel ödetir”. II. Abdülhamid Han.
Esasen AK Parti firesi değil de “AK Parti’deki fesat severler gurubu” demek daha doğru olur.
“İnsan bu” derler. Şaşar da düşer de. Yalnız TBMM başkanlık seçimindeki küçük firenin pek şaşkınlık ve düşkünlükle ilgisi yok gibi.
İnsan olan en azından önce İsmail Kahraman’ın dava adamlığına, engin tecrübesine, ağabeylik mevkiine hürmet, edep gereğidir.
Daha büyük hürmetsizlik ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı yapılmış demektir.
Cumhuriyet tarihinin yüz akı bir dünya lideri ve tüm mazlumlarının umudu R. Tayyip Erdoğan’ı sahiplenme adına böyle bir dönemde bu tür bir harekete meydan verilmemeliydi.
Fitne-fesat tohumu ektiler de ne geçti ellerine? Kaos çevrelerinin ambarına malzeme taşımaktan başka ne yaptılar?
Boyları mı uzadı? Maaşlarına zammı geldi? Kiloları mı azaldı? Mülkleri mi arttı? Ahiretlerine dair hangi emellerine kavuştular?
•
Devlet ve millet olarak Haçlı Batılılar ve onların içimizdeki uşaklarıyla göze göz, dişe diş mücadele edildiği bir devirde, ihanet çevrelerine kapı aralayan bu kimseler, siyasi ve sosyal tarihe geçtiler. Bu halleri onları hep takip edecektir.
Siyaset mesleğinin çimentosu “vefa” duygusudur. Vefasını kaybetmiş siyasetçi, vicdanını da kaybeder. Siyasi tarihin çöplüğünde böyle pek çok kimseler vardır.
Vefadan ve vicdandan yoksun kalan kişilerin sahip olmak istedikleri arzuları dünyevistliktir! “Şan, şöhret ve cüzdanlarıdır”.
•
AK Parti’de böylelerinin sayısı 15-20’yi geçmez. Bu zatların kimler olduğunu biz bilmesek de eminim sayın genel başkan biliyordur.
Belki Erdoğan’ın bu kişilerle ilgili iyi niyetli düşünceleri vardı, onlar da sergiledikleri tavırlarıyla hallerini ortaya koyarak; “Biz buyuz” demiş olabilirler. Geçelim.
Adına ne denilirse denilsin, nasıl yorum yapılırsa yapılsın olmadı! Yakışmadı! Yanlış yaptılar. Erdoğan ve AK Parti’ye diş bileyenlerin dişlerinin gamaşığını aldılar.
O vekiller kimlerse ayıp ettiler. Cumhurbaşkanına, Meclis başkanına, partiye ve seçmenlere karşı ayıp ettiler. Ben de o seçmenlerden biriyim.
Cumhurbaşkanının canhıraş şekilde her yerde ve her konuşmasında; bangır bangır, birlik ve beraberlikten söz ettiği bir dönemde, sonuçsuz kalacağı kesin olan bir hareketin asla mantıklı bir izahı olamaz.
•
Siyasetin en büyük malzemesi tecrübedir. Siyasette teorik kurallar işe yaramaz, pratik ister. Siyaset saha işidir, salon işi değil.
Fitne-fesada yelken açan kimselerin yaptıklarını görünce MSP yıllarına dair hatıralarım canlandı.
Rahmetli Erbakan hocanın izinden gitmeyen bir kısım vekiller, gizli muhalefet ederek Demirel’e yakın dururlardı.
Hepsini rahmetle analım ama olur olmaz zamanlarda yaptıkları bu tür çıkışlarla, seçmenin de siyasetin de nabzını tutamadılar ve siyasi hayatları, seçildikleri dönemle noktalanmıştı.
Büyük ihtimalle bunların da böyle olacaktır.







