Tarihimiz Ve İstikbalimiz Arasındaki Köprü
Seferden sorumlu olanlar neticeyi nasıl değerlendirir ve ne gibi değişiklikler yaparlar bilemeyiz ama esas olan şudur.
Türkiye olarak artık tarihimizle istikbalimiz arasındaki köprüyü sağlam kurmalı ve bizi biz yapan değerlerle iletişimimizi perçinleştirmeliyiz.
………………
Necip Fazıl’dan bir hatıra paylaşarak meramımızı anlatmaya çalışalım.
Yıl 1939. Çankaya’nın ünlü kalemşorlarından Falih Rıfkı Atay, Caddebostan’daki villasına Necip Fazıl’ı yemeğe davet eder.
Sohbet esnasında F. Rıfkı üstada sorar:
-“Yahu Necip Fazıl, senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl olur da Müslüman olur” deyince, üstadın cevabı F. Rıfkı ve beraberlerindekilerin feleğini zıplatır.
-“Benim çapımı geçin siz beyefendi. İnsanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şey tanımamak gibi bir çapa sahip olur” der.
•
İşte size iki isim. Falih Rıfkı’nın bedeni Şark’ta, kafası Garp’tadır. Necip Fazıl’ın ise bedeni de kafası da Şark’tadır.
Birisinin tarihi ile istikbali arasındaki köprüler yıkılmış gitmiş yahut bilerek ve isteyerek yıkıp yok etmiştir.
Diğeri ise tarihi ve inancıyla, istikbali arasındaki köprüler için sürekli sefer halinde olmuş, Hakk davasına bağlı azimli bir gençlik yetiştirmiştir.
Bugün Türkiye üzerinde söz sahibi olan insanlar, tarihi ile istikbali arasında köprü kuran ve inşa edenlerdir.
•
Yazının dün baskıya girdiği sırada, halkoylamasının neticesi çoktan belli olmuştur ama bizim değer yargılarımızda, neticeyi görmeden; “mutlaka” “kesin” ve “garanti” gibi keskin ifadeler kullanmak, ahlaki ve insani olarak görülmez.
İnancımızın temelinde; “Her şeyin doğrusunu Allah bilir” iman tezi geçerlidir. Bu yüzden; “Allah bilir, Allah nasip ederse, İnşaallah” diye yazar ve konuşuruz.
Diğer taraftan “umut” ise inancımızın en sağlam noktalarından birini teşkil eder. “Allah’tan umut kesilmez” ifadesi vazgeçilmezimizdir.
Bu sebeple sonuç, ister bütün aklıselim sahibi insanların beklediği gibi gelsin yahut farklı olsun, biz seferden sorumlu olmanın gereğini yerine getirir, neticeyi Allah’tan bilerek kabul ederiz.
Dolayısıyla halkoylamasının neticesi nasıl çıkarsa çıkmış olsun, devletimizin de milletimizin de nezdinde “hayırlısı olsun” diyerek kabul görür.
Düsturumuzca; yarının, yarınların, ayların, yılların, asırların sahibi Allah’tır. “Her şeyin doğrusunu Rabbimiz bilir” deriz.
•
Halkoylaması süreci, içeride nasıl mesajlar verdi onu zamanla göreceğiz ama esas olan Batılı ülkelere ciddi bir ültimatom verildi.
Batı âlemiyle ilişkiler yeni bir düzene girecek artık. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye’nin iyimserlik ve güçlülük anlamında çapı büyüdü.
Halkoylaması, milli şuur ve milli duygularımızın güçlenmesini sağladı. Ülkemiz adına, milli birlik ve beraberlik getirdi.
Bu birlik ve beraberliği iyi muhafaza etmeli, tarihimiz ve istikbalimiz arasındaki köprüyü bu çerçevede yeniden tesis etmeliyiz. Vesselam.







