--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sözler yerinde icraat yelde

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Ramazan-ı Şerif boyunca ilgili ilgisiz, bilgili bilgisiz hemen her kesimden Ramazan âlimleri (!); televizyon, radyo ve gazetelerde arz-ı endam eylediler.

Hele on bir ayın kaçkını medya kuruluşları, muhtevadan ziyade reyting bohçacılığı yaparak, “Ramazan makyajlı” reklam pastasına saldırdılar.

Televizyonlarda yayınlanan iftar ve sahur programlarında; söylenenlerle, söyleyenler arasında bir türlü bağlantı kuramadıklarım oldu.

Hani bu kadar çok söylenince sanmıştım ki; konuşulanların tesiri sokakta, yollarda, trafikte, iş yerlerinde görülecek.

Belki ben yanılmışımdır, bir değişiklik olmuştur da ben fark edememiş olabilirim.

¥

Galiba insanları bilgilendirmek isteyenler, söylediklerini önce kendilerinin tatbik etmesi ve yaşaması gerekiyor.

On bir ay günaha davet edilen yayın aletlerinde, bir ay İslam’ın anlatılması samimiyetsizlik değil midir?

Tebliğ eylem ister, amelsiz tebliğciler bilmeliler ki, anlattıklarına kendilerinin ne kadar uyup uymadıkları, dinleyenler tarafından takip edilmekte ve araştırılmaktadır.

Ramazan ayını bir hasat mevsimi olarak değerlendiren hemen her kesimdeki “din tacirleri”, yüklenebildikleri kadar oruçlu insanların üzerine abanmışlardır.

Gerçi bu tür din tacirlerine aldanmaktan dolayı biz de masum sayılmayız. Hakikatin nerede ve nasıl olduğunu bildiğimiz halde, söyledikleriyle amelleri birbirine uymayan kimselere itibar ediyormuş gibi rol yapmaktayız.

Hiçbir canlı için zahmetsiz kurtuluş yoktur. Hakikatle yüzleşmeye cesaretimiz olmadığı ve amelde zorlandığımız için bedava kurtuluş yolları aramak gibi bulanık umutlar peşindeyiz.

Herhangi bir televizyon kanalından, akşam bir ayet ve hadisi yarım yamalak anlayıp, sabaha âlim uyananlarımızdan tutun da dini konuda otorite olanlara kadar hepimiz kendimizi sorgulamalıyız.

Dini meseleler, medyanın her türlüsüyle bardaktan boşanırcasına üzerimize öyle bir yağdı ki, her sabah bütün insanların beyaz elbiseler içerisinde uçacaklarını sanmıştım.

¥

Hangi konuda olursa olsun, sözün her türlüsü samimiyet ve teslimiyet ister. Söz, söyleyecek insanın üzerine bir emanettir.

Emanet ise sahiplenmek ister. Aksi takdirde tesir etmez. Söylenildiği an hoşa gider, anlaşılmış gibi bir his verir fakat kısa bir süre sonra etkisini kaybeder.

Dinleyen de konuşan da söz emanetine sahip çıkmamış demektir. Mesela aklıma gelmişken şunları paylaşalım.

Televizyonlarda Ramazanlık program yapan kimseler, pazarlıklar sonucu alacakları paradan vazgeçebilirler mi?

Ya da bu paralarını bir vakfa bağışlayabilirler mi? Hani Ramazan ayı paylaşma ve dayanışma ayıdır diye söylüyorum. 

Üç gün paraları geciksin de bakın neler oluyor. Veya programında birtakım aksilikler meydana gelsin, istedikleri yerine gelmesin de bakın ne fırtınalar kopuyor.

Elbet istisnalar vardır ama ekranlara çıkıp, “kendilerini cüzdana bizi de Cennete kilitleyenlerin” camdaki yüzleriyle, arkasındaki yüzleri birbirine o kadar zıttır ki.

Neyse dilim söylemeye varmıyor. 

Ezcümle; Dini nasihat kalıbından çıkarıp, samimiyetle yaşanan hale getirmeliyiz.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle