--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sosyal medyaya teslim ettiğimiz gençler

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

“Sosyal mecra” denilen cinnet pazarına teslim ettiğimiz gençlerimizin sorumluluğunu alması gereken aileler olarak, yükü hükümetin üzerine yıkıveriyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Aileden Sorumlu Bakanlıkların, gençlik üzerine projeler üretmelerini ve evlerimizde güç yetiremediğimiz çocuklarımızı, devletin adam etmesini istiyoruz.

Tamam, elbet söz konusu bakanlıklar ve ilgili kurumlar, toplumun bütün meseleleriyle ilgilenmek mecburiyetinde ve devlet olmanın görevini yerine getirmek zorundadır.

Peki, öncelikli okul olması gereken ailemizde, geleceğe hazırlayamadığımız çocuklarımıza devlet ne kadar güç yetirebilir?

Teknolojinin daha çok “haz” boyutlu olan kısmına teslim ettiğimiz çocukları, bizler evlerimizde o cendereden kurtaramazken, devlet nasıl kurtaracak?

Devletin gençliğe sahip çıkabilmesi ve doğru şekilde yönlendirebilmesi; eğitimden, iş hayatına kadar türlü imkânları sunabilmesi için önce aile vazifesini yapmalı değil mi?

¥

Sosyal mecranın şeytan mağarasına giren ve orada pinekleyen gençlerin kaçta kaçında; “memlekete, millete dair bir irfan kırıntısı” bulabiliriz acaba?

İrfanımız, tarihimiz, fikrimiz, kalbimiz, vicdanımız can çekişiyor. Bu can çekişmenin sorumlusu elbette gençler değildir.

Çocuklarımızı dizlerimizin dibine oturtarak, (çok zor biliyorum) coğrafyadan başlayarak, üzerinde yaşadığımız ülkenin yeraltındaki ve üstündeki değerler hakkında ne kadar bilgilendiriyor ve ilgileniyoruz? 

Gençleri için; “Emeksiz ve bedelsiz bir hayat istiyorlar” diye suçlamak kolay. Peki, bu hale nasıl geldiler?

Cevap hazır. “Medyanın her türlüsü başta olmak üzere suçlu çok”. 

Çocukları bu hale getiren sebepleri saymak ve eleştirmek yerine, “Anne ve babalar olarak bizler bu sebeplerin neresindeyiz” demeli değil miyiz?

¥

Yıllar önce Üstad Necip Fazıl’a “Yeni nesli nasıl buluyorsunuz?” diye sorulmuş, Üstad o günkü gençliği tarif ederken, sanki bugünkü halimizi de görmüşçesine, şu cevabı vermiştir: “Kurtçukların sardığı bir ceset üzerindeki hayata ne dersiniz?”

Muhafazakâr kesimin cüzdanları kabardıkça vicdanları boşalıyor. Vicdanlarımız boşaldıkça “aile müessesemiz, barınma evleri” haline geliyor.

Aile olmanın temellerini oluşturan değer yargılarımız, nefsani duygularımızın esaretine girmiş vaziyette.

Annenin babaya, babanın anneye, her ikisinin de çocuklarına tahammülü olmayan bir savrulmanın içerisinde bocalayıp durmaktayız.

İşin garibi, kendi kendimizi savurduğumuzu görmek ve kabullenmek yerine, kolayımıza gelen düşmanlar icat edip, sahili selamete çıkacağımızı zannediyoruz.

Dünya görüşlerini ahlak telakkisi ile donatamadığımız ve sosyal mecraya teslim ettiğimiz gençlerimiz ileride, “bizi bu hale siz getirdiniz” derlerse peşinen kabullenelim.

¥

Sonuç olarak ne diyorsun yani? Şunu demeye gayret ediyorum.

Evlerimize dönelim. Evdeki ve eldeki eşyalara göre değil, kendi değerlerimize göre evlerimizi yeniden inşa edelim.

Yuva olmanın, aile olmanın şartlarına; nefislerimizle değil, değerlerimizle sahip çıkalım. Bu dünyaya hangi halde geldiysek öyle gideceğiz. Buna inanalım.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle