Sivas’a yolunuz düşerse (2)
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Sivas’a yolu düştüğü bir gün, havaalanından şehre giriş yaptığı sırada, yolun sol tarafındaki geniş arazide birtakım binaların harabe olduğunu görür ve sorar:
-“Burası nedir ve neden harabe haldedir”?
Verilen cevap; “Burası, II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan savaş atlarının yetiştirildiği hara” denilir.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, haranın harabe halini görünce üzülür ve derhal aslına uygun hale getirilmesini ister.
Keşke Cumhurbaşkanımız dün sözünü ettiğimiz tarihi eserlerin halinden de haberdar edilse. Geçelim.
Dönemin Sivas Valisi Salih Ayhan, şimdi Urfa Valisidir. Kolları sıvar ve Türkiye’de tek savaş atları müzesini, sosyal tesisleri ve çevre düzenlemesiyle birlikte yapar.
Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Yüksel’in rehberliğinde müzeyi dolaştık ve Cumhurbaşkanımız ile II. Abdülhamid Han’a bir kere daha hayran kaldım.
Böylesine ileri görüşlü; vatanını, toprağını, halkını seven ve sahiplenen yürekli iki devlet adamına ihanet edenlere ne denilse faydasızdır. Geçelim.
•
Sivas’a yolunuz düşerse, “Savaş Atları Müzesini” görmeli ve tarihe yolculuk etmelisiniz. Yeri gelmişken bir müzeden daha söz edelim.
Sivas Valilik binası altında yer alan şehir müzesi de gezilip görülmeli. Sivas’ın Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin özeti olmuş.
Savaş Atları Müzesinde neler var:
Sivas’ın “Uzun Yayla Atı” başta olmak üzere, dünyadaki ve Türkiye’deki at cinsleri, savaşlara katılan atlar, savaş kıyafetleri, zırhlar, at sporları sergilenmiş.
Yalnız müzede Cengiz Han’ın atlar üzerine meşhur sözü yazılmış. Cengiz Han’ın ifadesi; “Bir çivi bir nal” diye devam eder. Orada “tırnağa” denilmiş, düzeltilmesi dileğiyle.
•
Bir de açık hava müzesinden söz edeyim. Bazı kimselere “müze” kelimesi soğuk geliyor ve umursanmayabiliyor ama yerli ve milli meselelerde müze çok önemlidir.
Örneğin, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız, üniversite havzası içerisinde yer alan bataklık bir araziyi, bataklıktan kurtararak, Sivas ve ilçelerinin tarihini bu arazi üzerine “minisivas” olarak yerleştirmiş ve geleceğe önemli bir miras bırakmış.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Yekbaş’ın rehberliğinde, “Hasbahçe” adını verdikleri mıntıkayı gezdik.
Şehri gezme fırsatı olmayan ve özellikle öğrenciler için “görerek öğrenme tatbikat dersi” gibiolmuş. Üniversite yönetimini tebrik etmeli.
İşte bizim ülkemize ve milletimiz böyle yöneticiler, hocalar lazım. Önce ülkesini ve milletini sevecek, sonra sahiplenecek ve aidiyet duygusuyla işini yapacak.
•
Ezcümle:
Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde taklit yoktur. Bu sebeple Selçuklu ve Osmanlı şehirleri, insanının ruhi yapısını taşa işlemiş ve onu imar etmiştir.
Sivas’taki tarihi mekânların aslına kavuşturulması ve tarihteki ifasının temsili olarak gösterilmesi elzemdir.
Maalesef bugün eserler tarihi bağlamından koparılmış, kütle olarak durmakta ve bakılıp geçilen mekânlar halindedir.







