--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şirretlik ve siyaset

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
4

 

Şirretlik ve şiddet bir güç değil, aksine güçsüzlük, zayıflık ve çaresizliğin gereği olan acizlik göstergesidir. Muhalefetin ideoloji kasırgasına tutulması bu sebepledir. 

Siyasi güç elde etmek için şirretlik neticeli şiddet göstergesi olan her türlü yalan, iftira, bühtan ve bilumum gayri insani hal ve hareketleri dile getirmek veya eyleme dökmek, önemli örnektir. Mesela depremzedeleri kovmak gibi!

Şirrete ve şiddete başvurmak, kişinin hiçbir amacı ve gayesi olmadan aklına estiği şekilde her türlü güce sahip olma hırs ve öfkesindendir.

Topluma güven veren siyasetçiler; ayakları yere basan, ağzından çıkanı kulağı duyan, verdiği sözü yerine getiren, getiremediği zaman özür dileyen, yönetimine talip olduğu toplumun dini-milli değer yargılarına saygılı olan ve sahip çıkan kişi ve kişilerdir.

Yönetimine talip olmak istedikleri milletin yerli-milli duyguları başta olmak üzere ülkesinin ve halkının istiklalini, istikbalini, dış güçlerde arayan kimselerden değil siyasetçi, hiçbir şey olmaz.

Biz millet olarak son yüzyılımızda dünyanın en büyük savaşını ve hemen ardından Milli Mücadelesini yapmış bir toplum ve devletiz.

Ancak bu tarihi hakikate sahip çıkan siyasetçiler, milletten onay alabilirler. Ne demek istenilen anlaşılması için tepeden inme ilk Cumhuriyet hükümeti olan İnönü döneminin uygulamalarına bakmak kâfidir.

Mesela o devirde harp zenginlerinin kayırıldığı, bir evin bir tek horozuna bile vergi konulduğu, bu sebeple orta ve dar gelirli ailelerin korkuları ve başlarına gelen hadiselerden kurtuluşlarına dair şu söz tarihe geçmiştir:

- “Tahsildarın baskısı ve Jandarmanın dayağından kurtulduysan kendini insan say” bu ifade her şeyi anlatmaktadır.

Bir başka tespit daha aktaralım:

Merhum Emin Sazak, memleket ve millet sevdalısı birisidir ve parti yokluğundan CHP’de siyasete girmiştir ama bir türlü fikri olarak onlarla asla beraber olamamıştır.

Demokrat Partinin kuruluşuyla birlikte DP’ye geçmiş ve siyasete orada devam etmiştir.

CHP’de iken bile muhalifliğini daima sürdürmüş, 1943 yılında 4429 sayılı Toprak Mahsulleri Vergisi’ne karşı çıkarak İnönü’ye hitaben şunları söylemiştir:

“Bu vergi konusuna giren insanlar, bacağında donu, ayağında çarığı, üstüne örtünecek yorganı olmayan ve başını odunun üstüne koyup yatan insanlardır. Sen neyi ucuzlattın ki, bu vergiyi artırıyorsun?” Geçelim.

Yeri gelmişken ve söze Jandarma da karışmışken, İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu nezdinde, Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Arif Çetin’e teşekkürlerimizi iletelim.

Milletimiz üzerindeki jandarma korkusunu kaldırıp, insanımıza ve devletimize hizmette vatan evlatları haline getirdiği için.

Bugün bile yaşı 60 ve üzerindeki insanlarımızın jandarma korkusu hâlâ hafızalarından silinmiş değildir.

Mevcut CHP’nin ve destekçilerinin propagandalarına bakıldığında da geçmişlerindeki sisteme özendikleri ve o günleri yeniden geri getirecekleri meydandadır.

Rabbim şerlerinden korusun vesselam!

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Sitemli okur

25 Mayıs 2023 12:45

Dünyada modern kölelik sıralamasında Türkiye ilk beşinci ülke sırasına girmiş. Ne istikrar ama, modern kölelik sıralamasında ilk ondan ilk beşe yükseldik. Kaçak göçmenlere ve zorunlu göç eden Suriyelilere ucuz iş gücü gözüyle bakanlar bu modern kölelik sisteminden faydalananlardır. Kapitalizmin dinî -imanı olmaz.

Kemal Yılmaz

24 Mayıs 2023 10:16

CHP İKTİDARINDA DİN EĞİTİMİ Osman Nuri Topbaş Hoca anlatıyor: "1940-1950’li yıllar.. Din toplumdan dışlanmış. Sultanahmet’in ve Süleymaniye’nin avlusu top sahası idi. Camilerin mermerleri bakımsızlıktan kararmıştı. Halıları lif lif olmuştu. Kırılan pencerelerin yerine bir karton konuluvermişti. Bir saf cemaat vardı. Onlar da hamallardan ibaret idi. Dolmabahçe Sarayı’nın yanındaki Dolmabahçe Camii, kayık müzesine çevrilmişti. Saraçhane’deki Burmalı Mescid depo idi. Bir Ermeni’ye kiralanmıştı. Vefâ Bozacısı’nın yanındaki cami, bir nalbanta kiraya verilmişti. Allâh’ın evi olsun diye yapılmış binaya atlar girip çıkıyordu. Hâlâ duvarında halkalar durur. Bunları yaşamayan insanlar, bu hâdiselere şimdi inanmakta bile zorluk çekerler. Fakat biz bunları bizzat yaşadık. Ezan, zorla Türkçe tercümesiyle okutuluyordu. Aslî şekline çevrildiğinde, ben çocuktum, ailede hanımlar heyecan ve gözyaşlarıyla beklemiş; “Biz bu gece uyumayalım, ezân-ı Muhammedî’nin bir kelimesini bile kaçırmayalım!” demişlerdi. Osmanlı’ya ait ne varsa siliniyordu. Kütüphânelerde, muazzam bir medeniyetin mîrâsı öksüz kalmıştı. Çünkü Osmanlı lisânı ve yazısı terk edilmişti. Osmanlı yazısını öğrenme husûsunda ilk dersi babamız Musa Efendi’den aldık. Toplumda Tanzîmat’tan kalma bozuk alışkanlıklar vardı. Şehzâdebaşı’nda Ramazan ayında, Ramazân-ı şerif ile te’lif edilemeyecek tiyatrolar ve eğlenceler düzenlenirdi. Toplum tezat içindeydi. Adam gece bu eğlencelere gider, gündüz oruç tutardı. Hiç unutmam: İbrahim ELMALI Efendi sohbete gelirdi. Kendisi Beyoğlu müftüsü idi. Dînî tahsil o kadar dumûra uğramıştı ki; camilerin kapanmaması için, Fâtiha’yı az çok okuyabilen kişilere dahî hemen imâmet verdiklerini söylerdi. Hulûsi Amcam, müfessir Elmalılı Hamdi Efendi’nin damadıydı. Onun tefsirini 1000-2000 adet bastırmıştı. Fakat okuyacak kimse yoktu. Ezher’de tahsil görmüş bazı kimseler alırdı, onların da imkânları olmadığından çoğu hibe olarak verilirdi. Babam da; Hamdi Efendi’nin tefsirinden bir miktar almış, satmaya çalışmış. Bir senede 30-40 takım dağıtabiliyorlar. Onları da Mısır’da, Şam’da okuyup gelmiş bir avuç hocaya hediye ettiklerini söylemişti. O demlerde; toplumda irşad bu derecede zayıflamıştı. Evlâdını hâfız olarak okutmak isteyen Anadolu insanı; şilteyi katlar, bir urganla bağlar, evlâdının sırtına koyar, şehre getirirdi. Sadece iki-üç kurs vardı, onlarda da yer bulunmazdı. Fakat babası çocuğa kurs sahip olsun diye, onu bırakır kaçardı. O zamanki bütün kursların mevcudu, bugünkü bir tek kursun mevcudu kadardı. Ekseriyâ Gönenli Mehmed Efendi ve  GÜRSES Hocaefendiler, büyük fedâkârlıklarla Kur’ân hizmetlerine revaç verdiler. Hapse girmeyi göze alırlardı. O zaman Kur’ân eğitimi veren hocalarla, karakollar arasında «Sûfî ile Komiser» romanındakine benzer kovalamaca yaşanırdı. Bir bekçi, Kur’ân okutuyor diye bir hocaefendiyi tevkif eder, kimse de; «O hoca nereye götürüldü, ne zaman döner?» bilemez, kimseye de soramazdı. O karanlık devirde, bazen bir bekçi, devletin bütün salâhiyetini temsil ederdi. Biz Erenköy’de Boşnak veya Arnavut bir hocahanımdan Kur’ân öğrenmeye giderdik. Bahçe içindeki bu evde tahsil görürken, bir bekçi geçse, hoca hanım korkuyla bize; “Yere yatın! Aman bekçi sizi görmesin!” derdi. Babam da nasıl Kur’ân öğrendiğini bize şöyle anlatırdı: “Babam, Kadınhanı’ndan bir hocaefendi getirdi. Bize evin bodrumunda Kur’ân-ı Kerim öğretirdi. Gündüzleri de bahçeyi sulardı, yani bir bahçıvan sıfatı içinde bulunurdu.” Bunları anlatmamızın bir sebebi var: Bugün Kur’ân hizmetleri -elhamdülillâh- serbest. İmkânlar geniş ve rahat. Konforlu kurslar var. Sayısız ve çeşit çeşit İmam Hatipler var. Fakat Kur’ân tahsiline rağbetimiz ne kadar? Nimetlerin kıymetini ne kadar bilebiliyoruz? Şu muhasebeyi dâimâ yapmak lâzım: Necip Fazıl der ki: “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur!” Eğer anne babalar, evlâtlarını İslâmî kültürle yetiştirirlerse, yarın onlar da sâlih ve sâdık evlâtlar olurlar. Yok eğer evlâtlarını; «Uydum kalabalığa» diyerek toplumdaki gafillerin akıntısına bırakırlarsa, hem dünyada hem de âhirette ağır bir nedâmetle karşılaşırlar." ( Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Mecmuası. Temmuz 2019 sayısı)

Haçla Hilalin seçimi zeki insanlarla Uşaklık yapmak isteyen lağıma talip olanmuhalefet

24 Mayıs 2023 08:33

Yaaaa terörist başı nın yakın koruması müşahit olmuş bu ne demek? ?? ?????? Hdp nin meclise girdiği gibi onlarda halk içine giremiyorlar giremiyecekler chphdpkklilarda defolup gitsin Meclisten chpkklılara oy verenlerin canı cehenneme

adil

24 Mayıs 2023 08:32

O ZİHNİYET İKTİDARA GELİRSE HERHALDE O DEDİĞİNİZ KÖTÜ GÜNLERİ MUMLA ARARIZ

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle