Şerrinize engel olmak için
Allah rahmet eylesin. Ne vakittir, Korkut Özal ağabeyle ilgili olarak yazı yazmaya fırsat bulamamıştım.
Yine Rabbim rahmetiyle kuşatsın, Ali Ulvi Kurucu ağabeyin hatıralarında, Korkut Bey’le ilgili pek duyulmamış bir konuşmaya rastladım.
Ali Ulvi ağabey şöyle anlatıyor:
“Milli Selamet Partisi’nin CHP ile koalisyon yaptığı ve koalisyonun çözüldüğü günlerde, Korkut Özal Bey Hacca gelmişti. Korkut Bey’e sordum.
-‘Korkut Bey, ne yapıyorsunuz hükümette, devlete girdiniz, bakan oldunuz’… Gülümseyerek şu cevabı vermişti:
-‘Muhterem ağabeyimiz, biz duman içindeyiz; bizleri sis bürümüş; biz kendimizi göremiyoruz. Ne yaptığımızı, sizler geriden daha iyi görüyorsunuz..
Ortağımız koalisyonu bozdu. Buna rağmen Hacca gelirken onlara da bir “Allah’a ısmarladık” diyelim dedik. Görüşürken içlerinden bazıları;
-‘Ne güzel çalışıp duruyorduk, kalktınız ortaklığı bozdunuz demez mi!’ şöyle cevap verdim:
-‘Yahu Anadolu’da bir tabir vardır’. ‘Kork Allah’tan korkmayandan’ derler.
-‘Yahu biz Allah’tan korkmaz mıyız? Bu nasıl bir söz böyle’ dediler. Dedim ki:
-‘Biz sizinle koalisyon yapmakla yara aldık. Millet bize gücendi. Bütün bunlara rağmen, biz sizinle ortak olduk. Bunu yaparken Peygamber Efendimizin bir hadisine dayanarak hareket ettik’ dedim.
Hadisi merak ettiler, mealen söyledim. Efendimiz buyurmuşlar ki:
-‘Bir kardeşine, zalimse de mazlumsa da yardım et. İnsandan, vatandaşından, kardeşinden yardımını kesme, zalim de olsa, mazlum da olsa’.
Bu kelam-ı kudsi, Peygamber-i Zişan’ın mübarek ağzından çıkar çıkmaz, sahabe-i kiram merak edip sormuşlar:
-‘Ya Rasulullah! Mazluma yardım edelim, anladık, mazlumdur. Fakat zalime nasıl yardım edilir anlayamadık’ deyince Peygamberimiz buyurmuşlar ki:
-‘Şerrine, kötülüğüne, zulmüne mani olun’…
-‘Ey Halk Partililer! Biz sizinle ortak olurken, şerrinize mani olmak için ortak olduk. Yoksa ülkeyi yalnız başına size bıraksak, memleketi nadas edilmiş tarla yaparsınız… Sizinle, belki biraz tahribatınızı önleriz diye ortak olduk’ dedim.
¥
Muhterem ağabeyimiz, hükümete girmekle, bakan olmakla şunu anladım:
‘Bugüne kadar, bu garip memleketimizde, vatanımızda, Anadolu çocuğuna, ancak bir manav gözüyle bakılmış.
Anadolu çocuğu ne yapar? Manavdır, şofördür, tamircidir, bakkaldır, çiftçidir.
Ben bir Anadolu çocuğu olarak bugüne kadar üniversite öğretim üyesi oldum, umum müdür oldum ama bakan olmamış idim.
Tabii bakanların emrinde çalıştım. Onların bakanlığa mahsus, kendilerine mahsus bir üstün tarafları, bilgileri, tecrübeleri var sanırdım. O gözle bakardım…
Bakan olup da içlerine girince, bakan dediğimiz o adamların içinde; ne silik ne şahsiyetsiz ne bilgisiz insanlar varmış, görüp anlamış oldum.
Bu tecrübe bana, bin kitap okumaktan, bin konferans dinlemekten daha tesirli, daha öğretici oldu’.
¥
Ali Ulvi Kurucu, Korkut, Turgut ve Yusuf Özal’ın ruhları için El-Fatiha.







