--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Senelerce “Hayır!” Diyebilen Bir Türkiye Bekledik

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Evet, bizi ablukasına almak isteyen dış güçlere karşı, senelerce “Hayır!” diyebilen bir Türkiye’nin hayaliyle yaşadık ve Allah’a binlerce şükür beklediğimize kavuştuk.

Her fırsatta ve zeminde ötelenen bir Türkiye’den, “Türkiyesiz olmaz” noktasına geldik. El kapılarında bekleyen değil, ellerin bizim kapımızda beklediği ülke olduk.

Yıllarca batı ve doğu âleminde Türkiye’nin gür sesini duymanın hasretiyle yaşadık.

Esas vazifesi ülkeleri borç batağına saplayarak kıyımlar yapan IMF heyetlerinin memleketimize gelişleri bile inanmadığımız halde “hayali kurtuluş umutları” dağıtmaktaydı. Elbet aradığımız bir kurtuluş umuduydu.

Devletin en hassas noktalarına yerleşmiş veya yerleştirilmiş, pimi çekilmeye hazır bomba gibi iş yapan menfaat şebekeleri, milletin ensesinde boza pişirmekte ve sürekli  şişşt diye tehditler savurmaktaydı.

Nice yıllar ne içeride ne dışarıda, devlet-millet haysiyetiyle varlığımızı sürdürmekten yoksun yaşadık. Haliyle aşağılık kompleksine kapılıp, üç sözün birisi; “Bizden adam olmaz” ifadesiyle başlayıp bitmekteydi.

Bu kompleksin nasıl oluştuğuna dair eski hariciyecilerimizden merhum Kamran İnan’ın şu tespitlerini paylaşayım.

“Memleketimize gelen yabancı heyetlerin yukarıdan bakışları, bizimkilerin ezikliği, savunmada kalmaları, serilen kırmızı halılar, milletlerarası toplantılarda sanayileşmiş memleket heyetlerinin bizlere karşı, saygı dozu eksik davranışları beni hep düşündürmüş, bazen isyana sevk etmiştir”.

Evet, yıllarca bizi yönetmek isteyen dış güçlere karşı; “Durun!” yahut  “Hayır!” diyebilecek bir iktidar bekledik.

Beklentilerimizin tümü koalisyon hükümetleriyle suyu düştü. İş başına gelen hükümetler, yama yapmaktan kurtulamadı ve içerideki baronlarla, onların dışarıdaki baronlarına “Hayır!” diyemediler.Yine bu konuda Kamran İnan şunları söylemektedir:

“Hayır!” diyebilmek şahsiyet ve cesaret ister; hoş gelmeyen, işiteni rahatsız eden bir kelimedir. Menfi bir tutumu ortaya koyar.

Güçlülerin duymaya pek alışık olmadığı bu kelime, güçsüzlerin adeta günlük gıdasıdır; ilişkileri zorlaştırır, sahibinin görüntüsünü zedeler.

“Hayır!” diyebilmek bir olaydır. Makbul olmasa, menfi bir ruh halini sergilese dahi içinde bir cevher, güç vardır.

Bilhassa güçlüye karşı “Hayır!” diyebilmek, herkesin harcı değildir.

İşte bugün artık, ülkemize ve milletimize karşı sömürgen ve kemirgen dış güçlere “Hayır! Durun bakalım” diyebilen bir devlete ve millete sahibiz.

Uluslararası arenada güçlü bir Türkiye var, üstelik tarihi boyunca böylesine hiç rastlanmayan tüm kumpaslara boyun eğmeden yürüyen bir Türkiye. Yine yakın tarihten küçük bir örnek vereyim.

1995 Haziran’ında, Fransa’nın Cannes kentinde yapılan Zirve toplantısına, Akdeniz’den Malta ve Kıbrıs Rum kesimi çağrılmış, Türkiye dışarıda bırakılmıştı.

Ya şimdi öyle mi? iç ve dış musibetlerin bardaktan boşanır gibi yağmasına rağmen uluslararası arenada söz sahibi olarak varlığımızı sürdürmekteyiz.

Milletimiz, “millet” olmanın şuuruna erince, devletimiz de “devlet” olmanın şuuruyla hareket etmektedir vesselam. 

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle