--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Savunmada Değil Taarruzda Olmak

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Başbakan Binali Yıldırım’ın bu sözü, içi doldurulması ve doldurulmuş haliyle de icraya geçirilmesi gereken bir ifadedir.

Cennet mekân II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilip, Devlet-i Aliyye’nin gasp edilmek istenmesinden bu yana savunmadayız.

İttihat ve Terakki zihniyetine karşı içeride, aynı zihniyetin ağa babalarına karşı dışarıda, devamlı savunma halindeyiz.

Terör başta olmak üzere, yüz yıldır başımızdan eksik olmayan; “ekonomik, siyasal ve kültürel saldırılara” karşı maalesef taarruza geçilemedi.

Hangi meselede olursa olsun, “maalesef” yahut “dertlenmek” çözüm değildir, aksine çözümsüzlüğü sürekli hale getirmektir.

Çare olmak ve çare bulmak, “irade ve ideal sahibi insanların işidir”. İnsanı insan yapan değerlere sahip çıkarak, savunmayla birlikte taarruza geçilmesi çarenin başlangıcıdır.

Bu hakikati Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasete başladığı yıllardan itibaren, belediye başkanlığı ve başbakanlığından bu yana bilmektedir ve yukarıdaki şer cephelerine karşı, sürekli taarruz ederek “millet-devlet kucaklaşması” ancak sağlayabilmiştir.

Hatta bu sağlama, 15 Temmuz’da, ne insanlık ne de İslam tarihinde bir örneği daha görülmemiş darbe kalkışmasıyla test edilmiş ama “millet-devlet bütünlüğü” kazanmıştır.

Kendisini topraklarımıza ait hisseden, yaşadığımız coğrafyayı vatan bilen, “Ben bu milletin bir ferdiyim, Türkiye benim devletim” diyebilen ve sözünün arkasında duran kimselere de artık “savunmayla birlikte, taarruz düşmektedir”.

Bugün pek çoğu Müslüman olan ve halen bütün dünyanın gözünün içine baka baka sömürülen ülkelere bir bakalım.

Hangisinde bir “taarruz gücü” vardır? Hepsi de savunmada. Müslüman milletlerin ve devletlerin en güçlüsü yine biziz.

Bu sebeple; sömürgenlerin iç ve dış ihanetleriyle, sömürülenlerin de “imdat” çığlıklarıyla başımızdan duman eksik olmamakta.

Sömürgen devletlerin, sıcak ve soğuk savaş hücumlarıyla güçsüz hale getirdikleri ülkelerin mağduriyeti, yine ancak mağdurları tarafından durdurulabilir.

İşte Türkiye artık millet-devlet bütünleşmesiyle mağdur edilen ülke konumundan çıkmış, “Dünya beşten büyüktür” diyen bir lideriyle yoluna gitmektedir.

Hamdolsun, “Hayır!” diyebilen bir Türkiye konumuna geldik.

Bu sebeple; devletin ve milletin varlığını savunmayla birlikte taarruzda olmak, aklıselim sahibi her insanın asli meselesi olmalıdır.

Dünyevi ve nefsi arzularımızın toplamı olan “maddi ve bedeni, zaaf ve zayıflıklarımız”, zihnimizde taşıdığımız ve eyleme geçirmeye çalıştıkça, ruhsal dengemizi bitkisel hayata sokan en zehirli yönlerimizdir.

Kimsemiz bu dünya istasyonunda baki değiliz. Bugüne kadar baki olan da görülmemiştir. Sırası gelen geliyor, sırası gelen gidiyor.

Bütün mesele; nasıl bir çoban olduğumuzdur.

Bu çerçevede; “aile, vatan, din, millet ve devlet emanetine” nasıl ve ne şekilde sahip çıktığımızdır.

Dünyaya bu emanetlerin sahiplenilmesi veya kaybedilmesiyle veda edeceğiz.

Bunun için de her türden şer cephesine karşı taarruz halinde olmak mecburiyetindeyiz.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle