Ruh cilası
Dünkü yazıda, “Ruh cilası ne ola ki” sorusu aklıma takıldı. Dilimiz döndüğünce, gücümüz yettiğince cevap arayalım istedim.
Hayat konforumuz arttıkça, konforumuzdan vazgeçmeyi, hatta ertelemeyi bile göze alamadığımız bir devrin hızla değiştiğini ve sürekli tüketim merkezli bir döngüye girildiğini görüyoruz.
Bu hal insanda doğal olarak bir inanç kayması ve kaybına sebep olmakla birlikte işimize gelecek şekilde değiştirmeye veya değiştirenlerle birlikte olmaya çalışıyoruz.
Yani konforumuza ters düşmeden, ahireti kıl payı kurtaran fetvacılar arıyor dünyayı önceleyen bu fetvacıların şemsiyesi altına sığınarak kurtuluş umuyoruz.
Sezai Karakoç bu duruma; “İnanç yitirmenin sürüngenliği” diyor ve ilave ediyor:
-“Yenilenmeyi bilmeyen, tazeliğin sırrını yitiren ruhun eline tutsak düşmek! Ruhta kaybedileni kitlede, kalabalıklarda aramak demektir”.
•
Hazret-i Musa (a.s.) devrinde yaşamış Bel’am bin Baûrâ isimli birisinden söz edilir.
Bu şahıs, manevi olarak zirvede bir kimse iken heva ve hevesine kendisini kurban etmiş ve “Ben, ben, ben” diyerek helak olmuş gitmiştir.
Günümüzde de dini ve dine bağlı olarak dünyevi mevzuları kendi nefsine bağlayan nice Bel’am bin Baûrâlar var. Lakin ne kendilerini görebiliyor ne de görenlere itibar ediyorlar.
Biliyorsunuz bir de Karun var. Servet ihtirasıyla yere göğe ve hareket eden her canlı varlığa karşı; “Ben, ben, ben” diyen. Bunlar gibi nicelerinin sonu hep hüsran olmuştur.
İşte bu ve benzerlerinin akıbetine uğramamak için insan ruhunu sürekli şükür ve hamd sadedinde cilalamalı.
Unutulmasın ki, Peygamberler dışında hiçbir kula Cennet teminatı verilmemiştir.
Cüneydi Bağdadi’ye “Şükür nedir” diye sormuşlar şu cevabı vermiş:
-“Şükür, Yüce Allah’ın verdiği nimete dayanarak O’na asi olmamak ve nimeti günah içinsermaye yapmamaktır”. Harika bir ruh cilası!
•
İki türlü ruh cilası vardır. Birincisi fıtrattan gelir. Bu gelişe insanın müdahalesi mümkün değildir. Genetik olarak geldiği ruhun özelliklerini taşır.
İkincisi, doğduğu ve yetiştiği aile ortamı, çevresi, eğitimi ve bulunduğu sosyal çevre nasılsa, ruhundaki ve aklındaki temizlik yahut kirlilik de ona göre kişinin söz ve beden dilinde görülür.
Bu hususta erenler şöyle tariflerde bulunurlar:
-“Yüksek ruhlar, hakîkat-i Muhammediyye’den akseden feyizlerle gıdalanırlar. Ruhlarını beslerler. Bu feyizden mahrum olan veya reddedenlerin halini izaha gerek yoktur”.
Buradan hareketle belki şöyle diyebiliriz.
Bir toplumda kötülüğe meyilli insanlar çoğalırsa orası bataklığa döner. Terör ve anarşinin hem kaynağı hem besleyicileri olurlar.
Hakikati Muhammediye’nin ahlakına sahip olan merhamet, şefkat ve vicdan sâhibi insanlar çoğalırsa, orası güllük gülistanlık olur.
•
Ezcümle:
Güneş sıcağıyla buz dağlarını bile eritebiliyor, beyaz siyaha karıştığında o karanlığı dağıtabiliyorsa, temiz ruhlar da mutlaka kötülüklere galip gelecektir.







