Olduğu gibi görünen göründüğü gibi olan
Mustafa Karahasanoğlu ağabeyin Rahmet-i Rahman’a kavuşmasının birinci yıldönümündeyiz...
Allah’ım mekânını cennet eylesin. Ruhu için el-Fatiha.
Biz de yavaş yavaş yolun sonuna doğru varıyoruz. Rabbim Mustafa ağabey gibi “dik duran ama diklenmeyen”, “göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen” bir kimlik ve kişilikle nihayetlenmeyi nasip eylesin.
Mustafa Bey kendisinden küçük olanların ağabeyi, büyük olanların kardeşiydi. Küçüğü de büyüğü de ona inanır ve güvenirdi.
30 yılı aşkın beraberliğimizde hep güvendiğim, sevdiğim ve inandığım bir büyüğümdü. En çok da amentüsüne hayrandım ve gıpta ederdim, halen de etmekteyim.
Amentüsü demişken şu hususun altını çizmeliyim.
Yaptığı hangi iş olursa olsun, MSP gençlik kollarından başlayan siyasi hayatı (Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey ile halef-seleftirler) olsun, ticari hayatı ile yine kafasında hep taşıdığı gazetecilik mesleğinin tek gayesi vardı. “Hak ve hakikati haykırmak”!
Nalbur dükkânını satıp, Cuma Dergisini çıkarması, 12 Eylül 1993 başlangıçlı Vakit/Akit gazetelerine asla ticari bir zihniyetle bakmadı. Davanın sesi, soluğu ve takipçisi olarak baktı ona göre çalıştı.
Bu haline yakın arkadaşları şahittir. Ben de yıllarca şahitlik ettim. Başlıkta da söylediğim gibi hep olduğu gibi göründü, göründüğü gibi oldu ve amentüsünü de bu minvalde yaşadı.
En bahtiyar hallerinde bile yüzünden hüzünle karışık tebessümü eksik olmazdı. Kahkaha ile yahut yüksek sesle güldüğünü hiç görmedim.
İnsan olma şerefine yakışan büyük bir hayâ ve edebe sahipti. Dinine dahleden olunca Mehmet Akif kesilir, dinine hürmet edeni görünce de adeta bir derviş müridi gibi olurdu.
•
Sanırım 2005 yılıydı, kendisiyle neredeyse Türkiye’nin bütün vilayetlerini dolaşıp, temsilci ziyaretleri ve okuyucularla buluşma programı yapmıştık.
“Bir insanı tanımak için uzun yıllar birlikte olmak yetmez, tanımak için esas ya yemek yiyeceksin ya alışveriş edeceksin yahut yola gideceksin” denilir.
Bu tavsiyenin üçünü de yaşadığım için ben de onun yanında derviş müridi olurdum. Yalnız elbet alışveriş yapmadım fakat alışverişlerine şahitlik ettim. Ne hak yedi ne yedirdi!
Maddi gücü nispetinde cömertti, yardım edebilmek için nasıl çırpındığını bilirim. Merhameti ve şefkati sınırsızdı. Hele mazlumlar ve yardıma muhtaçlar hususunda.
Tevazu, alçak gönüllülük ile hamd ve şükürde sınırsız bir iman gücü vardı. “Nasılsın ağabey” diye sorduğumda her seferinde; “Sınırsız ve hadsiz şükürler olsun” derdi.
Bir gün:
-“Ağabey zaten hep hamd ve şükür halindesin, niçin her sorduğumda sınırsız ve hadsiz diyorsun” dediğimde:
-“Hüseyin, imtihan salonundayız. Aldığımız ve verdiğimiz nefes arasında bile şükretmeliyiz. Rabbim o anımızda şükür ve hamd etmekten yoksun bırakmasın” demişti.
Rabbim Cennetiyle mükâfatlandırsın! Âmin!







