Nice 30 Yıllara -1
Nâ-umîdi-ra Hurdâ gerden zedest. (Allah, ümitsizliğin boynunu vurmuştur) Hz. Mevlana.
Evet, bundan 30 yıl önce, merhum Mustafa Karahasanoğlu ağabey, inandığı ve sevdiği -sermayesiz- dostlarıyla istişare ederek ve kimseden maddi bir beklenti içerisine girmeden, davasını haykıracak bir gazete çıkarmaya karar vermiş ve 12 Eylül 1993 yılında “Bismillah” demişti.
Elbet bu 30 yılın bir geçmişi ve yola çıktığı dava dostları vardı. Tabiri caiz ise elini taşın altına koyanların dünyevi bir beklentisi yoktu. Tek emelleri rızayı ilahiyi kazanmaktı.
Mustafa ağabeyin gazete çıkarma düşüncesi, Milli Nizam Partisinin kapatılma davasına kadar uzanır.
O vakit Müslüman milletimize sürekli çamur atan bugün de vazgeçmeyen Cumhuriyet gazetesinin küçük bir haberi yüzünden MNP kapatılmıştı.
•
Eğer yazıya buradan başlarsak çok uzar. Biraz yakına gelelim. Mustafa ağabeyin nalbur dükkânından başlayan “bağımsız” gazetecilik serüveni, Cuma Dergisi ile yola koyulur.
Bu kısmı Nuri Karahasanoğlu anlatır. Zatım şahitliği dönemini anlatsın.
Cuma Dergisinin yayın yeri, Cağaloğlu’nun kadim basın binası sayılan Üretmen Han’da idi. Orası yerli ve milli basın dünyası bakımından ayrı bir belgesellik mekândır.
Sadece orada bulunan isimler, dergiler, gazeteler anlatılsa, ortaya ayrı bir basın tarihi çıkar. Lakin kim yapar nasıl yapar bilemem. Geçelim.
1993 yılının başlarındaydı. Sinema ve belgesel işleriyle uğraşıyordum. Bu arada rahmetli Hekimoğlu İsmail ağabeyin konferanslarını da filme alıyorduk.
Şimdi gününü hatırlamıyorum, Mustafa ağabey telefonla arayıp, Hekimoğlu İsmail ile Cuma Dergisi için röportaj istemişti.
Hekimoğlu ağabey; “İmam Hatip Lisesi mezunları, Harp Okullarına neden alınmıyor” diye bir yazı yazmış ve yazıdan dolayı hapsedilmişti.
Bu hususta Hekimoğlu ağabey haber yapılacakmış. Yardımcı olmamı istemişti, elimden geleni yapmıştım ve ondan sonra Mustafa ağabey ile mesaimiz (MSP genel merkezdeki tanışmamız) sonrası yeniden başlamıştı.
Aynı yılın Eylül ayı geldiğinde, “Beklenen Vakit” adıyla gazetenin çıkacağını duymuş ve sevinmiştik. Anadolu ve İstanbul’da büyük yankı yapmıştı. Ve hakikaten de davayı haykıracak bağımsız, bağlantısız bir gazete bekleniyordu.
……………….
12 Eylül günü gazete çıkmıştı ve ses getirmişti. 28 Şubat’a hazırlananlar ciddi şekilde ürkmüş, Türkiye’yi çıkışı olmayan tünelin başına getirip sokmak isteyenler afallamıştı.
Birkaç hafta sonra rahmetli Yalçın Turgut, gazetede sinema yazıları yazan bir yazara ihtiyaç olduğunu söyleyip, sinema yazıları yazmak üzere Mustafa ağabeyin çağırdığını söyledi.
Rahmetli Hasan Karakaya ağabey, köşenin bir isminin olmasını teklif etmişti. Öyle yaptık ve “Sintera” (sinema-televizyon-radyo” kısaltmışını köşe başlığı yaparak başlamıştık.
Kısa bir süre sonra güncel meselelere dönerek -bir yıl Cuma Dergisi Yazı İşleri Müdürlüğü de dâhil-, hamdolsun 30 yıldır yazma nasibimiz sürüyor.
30 yıl bu kadar kısa anlatılmaz yarına devam inşallah.







