Neden İslam Âleminin her yanı bir Kerbela
İbn-i Sina ölüm hakikatini şöyle izah eder:
“Ölüm, nefsin azalarını kullanmayı terk etmesinden başka bir şey değildir. Nefsin azaları, ‘beden’ olarak adlandırılır, ölen kişi doğumuyla birlikte kullanmaya başladığı azalarını, kullanmayı sonlandırmış olur”.
Bodoslama bir soru:
“Peki, ölüm gerçeği böyleyse, ki böyle olduğuna iman ederim. O zaman İslam âlemindeki bu kavga, kaos, kargaşa neyin nesi”?
Ferit Kam’ın ifadesiyle; “Saadet ülkesine hakikat yolundan gidilir, hakikat yoluna da ‘ilim ve irfan’ kapısından girilir”.
Galiba İslâm âleminin ana problemi; “ilim ve irfan” kapısında bekleyip, bir türlü içeri girememek. İlim ve irfan hazinesinin kapağını açmadan hazinelerle övünmek.
Öyle ya her devirde yüzlerce İslâm âlimi gelip gitmiş, her biri insanlığın huzur, güven ve istikrarı için ciltler dolusu ilim ve irfan pınarı akıtmışlar, gelin görün ki, kavgayı durduramamışlar.
¥
Neyse geçmişi bir an için unutalım ve bugüne gelelim. Günümüzde hangi İslam ülkesinin haline baksak, içler acısı.
Oysa İslam mükemmel bir dindir. Hemen hepimiz böyle inanmaktayız. O vakit neden bu mükemmel dinden gereğince nasiplenemiyoruz?
Kitabın ortasından söyleyeyim. Dinin mükemmelliği nefsimize ağır geliyor da ondan. Dinin istediklerini yük olarak görüyoruz da ondan.
İslam, “Ahireti önceleyerek dünyayı yaşayın” diyor fakat emir işimize gelmiyor. Haliyle bu gerçeği anlatanların kendileri de “biz” gibi olduklarından sözleri tesir etmiyor.
Ülkemiz de başta olmak üzere, İslam beldelerinin hemen hepsinde; din üzerine yazan, okuyan, konuşan, o kadar çok kimse var ki, sadece onlar okuduklarına, yazdıklarına, konuştuklarına tabi olsalar, sanıyorum bulundukları yerler Cennet bahçelerine döner.
¥
İşin uzmanları belki bu problemlere çözüm buluyorlardır ama buldukları çareler dinlenilmiyor, anlaşılmıyor da olabilir. Geçelim.
Yok, geçmeyelim işin aslını söyleyelim. İslam vicdan dinidir. Ne yazık ki, günümüzde cüzdan, vicdana baskın çıkmakta ve değerler cüzdana göre değişmektedir.
İslâm âleminin birbiriyle muhabbeti ve muharremi, vicdandan öte cüzdana endekslenmiştir.
İslam vicdanları fethetmesi gerekirken, cüzdanları fetheden bir nüve olarak kullanılmaktadır.
İslam’ın mükemmelliğini, nefsi arzularına kurban edenlerin “eneleri” öne çıkmaktadır. Bencil duygulara esir düşüp, dinin yüceliğini kendi yücelikleri sanmaktadırlar.
¥
Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in ifadesiyle, bütün bir İslam âlemi; “Din adına, Allah adına insanı kimliksiz, basiretsiz, şuursuz, kör ve sağır bir varlığa dönüştürerek, kontrol altında tutmak isteyen yapılardan kurtulmalıdır.
Kendilerine has bir din algısı oluşturarak, Müslümanları sömüren; onların itikadını, ibadetini ve ahlakını zaafa uğratan istismar hareketleri karşısında dikkatli olmak hepimizin ortak sorumluluğudur”.
Evet, görüldüğü gibi İslâm âleminin perişanlığı kendindendir. Kendisi olmayana hükmedenler olacaktır. Onları suçlamadan önce kendimize bakmalıyız.







