Milletini Anlayan Bir Devlet
Şükürler olsun ki, milletini anlayan bir devletimiz, devletini anlayan bir milletimiz var. Bizi biz yapan cevherlerimizle yeniden buluşuyoruz.
İhtiyar yer küreye yedi yüz yıl al bayrağı bekçi yapan bir milletin ahfadı olmak, bu toprakları vatan bilmeyi ve sahiplenmeyi farz kılar.
Sömürgen devletlerin birbirlerini taltif ettikleri ve dünya kamuoyunu aldattıkları bir söz kalıbı vardır. “Modern ve Çağdaş Bir Dünya”.
Bir türlü içi doldurulamayan, daha doğrusu mana bakımından kabuktan öte geçmeyen bu efsunlu sözle az gelişmiş ülkeler sömürülmektedir.
Adına medeniyet dedikleri ve bu kalıp içerisinde sömürdükleri ülkelerin hali şudur:
“Adı olan ama kendisi olmayan devletlerin milletini anlayamaması, milletlerin de devletlerine sahip çıkamamasıdır”.
¥
Doksan yıldır içeriden ve dışarıdan terörün her çeşidiyle, son yıllarda ise “din maskeli terörle” yaşayan devletimizi de aynı çerçevede sömürmek isteyenler, nihayet karşılarında devletini anlayan bir halk, halkını anlayan bir devlet bulmuşlardır.
Milletine muhalefet eden bir zihniyetten; milletiyle bir ve beraber hareket eden bir devlete kavuşmanın ne demek olduğu görülmüştür.
Batının bize dair en büyük arzusu, “Devleti üzerinde hükmü olmayan bir toplum, toplumu üzerinde hükmü olmayan bir devlet görmektir”.
¥
Olmadı. Olmayacağını milletimiz ve devletimiz biliyordu ama onlar bilmiyordu. 15 Temmuz gecesi öğrendiler.
Nihat Sami Banarlı’nın ifadesiyle, bir de şu hakikati hem kendileri hem taşeronları artık kabullenmeliler.
“Türk milleti, başında daima kudretli devlet isteyen bir topluluktur. Bunun sebebi, milletimizin daha kuruluştan beri bir ordu-millet mizacında oluşudur.
Ordu-millet; başında milletini seven, ona saygı duyan, onun huzuru ve refahı için samimiyetle çalışan hâkim bir iktidar ister”.
¥
Hamdolsun artık bu noktadayız. Devletimiz insanımıza, insanımız devletimize karşı; “milli bir güven ve milli bir şahsiyetle” sahip çıkmaktadır.
Son bir haftadır iç ve dış gelişmelere bakıldığında, Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere hükümetin icraatları, bu sahiplenmenin temelindeki azmi ve gayreti ortaya koymaktadır.
Nurettin Topçu’nun ifadesiyle; “İnsan, köklerine başkalarının salacağı suyu bekleyen ağaç değildir”.
Cihan Devleti Osmanlı’yı yıkıp, sömürmek isteyen dış ve iç güçlerin arzusu buydu. Köklerimizden koparmak, dini-milli değer yargılarımızı çirkeflikler içerisinde boğmak ve ortaya melez bir toplum çıkarmaktı.
¥
Olmadı. Olamazdı da. Çünkü son on beş yıldır yeni bir diriliş hareketi başlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, köklerimizden aldığı ilhamla; milleti devletiyle, devleti milletiyle kucaklaştıracak yol haritasını çizmişti.
Bitkisel hayattan çıkma mücadelesi veren ve serumla yaşayan bir Türkiye’yi, bu hale getirenlere yükleyerek kenara çekilmek yerine, mevcut durumun tüm mesuliyetini üzerine alarak; “Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız” diyerek milletimizin önüne düştü ve işte birlikte yürümekteyiz.







