Mescidi Dırar Vekilleri
“Mescidi Dırar”, münafıkların Medine’de Müslümanlara zarar vermek amacıyla, Kubâ Mescidi’nin karşısına yaptırdıkları, daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından yıktırılan mescidin adıdır.
Bu mescidin cemaati, günümüzdeki gibi Müslümanların arasına fitne ve fesat sokmak isteyen Yahudilerle onların uşağı olmuş münafıklarla kâfirlerdi.
Peki, İslam tarihi boyunca o günden bu yana 14 asırdır değişen bir şey var mı? Yok.
Mescidi Dırar cemaatleri 14 asırdır yine Müslümanların başına fitne ve fesat tohumları ekmeye devam ederek, kendilerine göre tapınaklar inşa etmekteler.
•
Geçen hafta sonu Cağaloğlu yokuşundaki yeni yerine taşınan İşaret Yayınları’nın sahibi ve İstanbul Milletvekili İsmet Uçma ile teşehhüt miktarı selamlaşmamızda konuşurken, “Mescidi Dırar Vekilleri” ismini kendisi buldu.
Rahmetli dedem derdi ki;
- “Oğul! Yürüdüğün yol üzerinde baktın ki, karşıdan fitne ve fesatçı olduğunu bildiğin birisi geliyor, sen ona laf atmazsan da o sana hemen laf atar, eğer konuşmak istemezsen, sana yaklaştığında ‘Euzü Besmele’ çekiver. Sen onlardan kaçmadan onlar senden kaçar”.
Yıllardır dedemin bu tavsiyesini tutarım ve hakikaten her vakit faydasını görmüşümdür. Tabi hiç yanıldığım veya aldandığım münafık, fesatçı, fitneci olmadı mı?
Hem de o kadar çok oldu ki. Hâlâ hayretim ve hayıflanmam bitmedi. Kendimi asla affedemediğim nice isimleri hafızamdan silmeye çalışmaktayım.
•
Neyse İsmet Uçma ile de bu minval üzere ayaküstü sohbetimiz oldu.
AK Parti’de önceden vekil olmuş, yaşlı, başlı, hemen her kesimin adam yerine koyduğu, şimdilerde ise hemen her Müslümanı şaşırtan eski bir vekil dışında bir ve ikinci dönem ile halen vekil olan Mescidi Dırarcılardan söz ettik.
Edebimden isimlerini yazamıyorum. Geçmişte yüz yüze geldik. Saygıda ve sevgide hassasiyet gösterdiğim insanlardı.
Nereden bilebilirdim ki, ömürlerinin sonunda sevenlerine böylesine kazık atacaklarını. Ayrıca geçmişte haklarında yazdıklarımdan da çok utanmaktayım.
Ne diyeyim. Müslümanların hak ve hukuklarını münafık çevrelere çarçur ettirerek hakiki yüzlerini göstermiş oldular.
•
İnsanlara hitap ederken; Yunus Emre’den dizeler okuyarak duygularımızı sömürüyor ve şöyle diyorlardı:
“Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan”. Meğer hakikaten ‘oyalanan’ bizler, ‘oynayan’ onlarmış.
AK Parti’nin ve R. Tayyip Erdoğan’ın sırtında büyüdüler, şimdi de gidip Mescidi Dırar’a cemaat oldular.
Biz o vakitte “Hakk’tan” yanaydık. Rabbim şaşırtmasın yine aynı yoldayız. Demek ki vazifeleri buraya kadarmış.
Yüzerlerindeki “din, dost ve dava maskesini” sıyırıp, öteye geçiverdiler.
Şahsen bu malum kişilere hakkımı helal etmiyorum. Varsa onlar da bana etmesinler.
Bilgeler der ki:
“Kişilerin en bahtsızı, arkasından Fatiha okuyacak dostlarını azaltanlardır”.







