--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mescid-i Dırâr

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
1

 

“Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkârcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve resulüne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescid yapmışlardır. ‘Amacımız sadece iyi bir şey yapmaktı’ diye de yemin edecekler. Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar.” (Tevbe Suresi 107.)

Mescid-i Dırâr’ın nasıl bir mescid olduğu ve kimlerin ne amaçla gittiğini, günümüzde de göründüğünü sanırım Dini İslam’ı az buçuk bilen herkes farkındadır.

Mescid-i Dırâr hadisesi, İslam tarihinde önemli bir meseledir. Amentüsü sağlam her Müslümanın, ferasetini daima hazırda tutması için dikkat çekilmektedir.

Müslümanların aldanmaması, kandırılmaması yahut nefislerine mağlup olarak; servet- mevki-şan-şöhret-mal-mülk ve benzeri dünyevi hususlara kul, köle olmaması, dinini dünyaya talaş etmemesi adına Mescid-i Dırâr, akıllarda ve kalplerde hep canlı tutulmalıdır.

Mescid-i Dırâr’ı, İslam Ansiklopedisindeki maddesinden özetle aktaralım. Daha genişi oradan okunabilir ayrıca ayetin tefsirine de bakılabilir.

“Medine’de münafıkların Müslümanlara zarar vermek amacıyla Kubâ Mescidi’nin karşısına yaptırdıkları, daha sonra Hz. Peygamber tarafından yıktırılan mescid.

Sözlükte “zarar vermek, muhalefet etmek, sıkıntı vermek” anlamına gelen dırâr kelimesi, mescid kelimesiyle birlikte, Kur’ân-ı Kerîm’de “mesciden dırâren” şeklinde geçmekte (et-Tevbe 9/107) ve ayette münafıkların yaptığı bu mescidden bahsedilmektedir.

İslâm literatüründe yaygın olarak Mescidü’d-dırâr adıyla bilinen mescid, nâdiren Mescidü’ş-şikâk veya Mescidü’n-nifâk diye de anılır (İbn Hişâm, IV, 530; Taberî, XI, 18, 19).

“İnsan olma” hasletinin; kişilerin kendi elleriyle, dilleriyle, amelleriyle yok edilmesi, “insan olarak yaratılmanın” ne manaya geldiğinin idrak edilememesi ve daha da önemlisi, -Ahiret gününe iman edildiği halde- ahirette acı bir sonla karşılaşmayacakmış gibi hareket edilmesi, hakikaten ürkütücü bir haldir.

Bu duruma yine önemli örnek Mescid-i Dırâr’dan verilir ve şöyle denilir:

“Onlar yaptıkları aşırılıktan yüreklerini parçalayacak derecede pişmanlık ve üzüntü duyarak tövbe edinceye kadar kuşkuları devam eder”.

İrfan ehli de şöyle ikaz eder:  

“Kuşku kişide; sürekli kin, öfke ve önlenemez bir hırs doğurur. Dinden görünüp, dine muhalefet edenlerin içlerinde taşıdıkları kuşku ve nifak sürüp gider. 

İkiyüzlü davrananlar arasında zararlı eylemler planlayan, inkârcılığı örgütlemeye ve müminlerin arasına ayrılık sokmaya çalışanlara karşı uyanık olunmalı, onların iyi niyet iddiaları ihtiyatla karşılanmalıdır.

Riyakâr davranmayı huy haline getirenlerin yürekleri, kuşkunun esiri olur ve ölünceye kadar kendi kişiliklerini bulamadan bu kuşkunun girdabında bocalar dururlar.

Dünyada böyle bir bunalımı yaşadıkları gibi ahirette de acı bir sonla karşılaşacaklardır.

Zira onların akıllarınca başarı gibi görünen eylemleri, aslında kendi kendilerine hazırladıkları hazin sonları olmakla birlikte, kurtuluş imkânlarını kaybetmelerine sebep olacak ama son pişmanlık fayda etmeyecektir”. 

 

Yorumlar

(1)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Hüda partili

29 Mart 2023 08:42

Kişi günahları terk etmediği müddetçe bir nevi nifak üzeredir ki buna ameli nifak denir.Münafık iki türlüdür:Sistemli,örgütlü ve casusluk türü işlerle islamı içerden yok etmeye ve aşağılamaya dönük münafık.İkincisi de müslüman olup dinden çıkan ve hala kendini müslüman zanneden tiplerdir ki bunlar bir sisteme bağlı değildirler.Birinci tip münafık grubu daha yaygındır.Nifakın başı da hristiyan-yahudilerle beraber çalışır.Motor güç ehli kitabın papaz ve örgütlenmiş kesimleredir.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle