--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Allah rahmet eylesin. Kelime-i Şehadetin “eriydi”. İslam’a tam bir teslimiyetle sahip çıkan ve yaşayan âlimimizdi.

Sözlerindeki ve hareketlerindeki mütevazılığı, en başta gelen özelliğiydi.

Kâinattaki her canlının, Allah’ı zikreden varlıklar olduğunu, bunların başında da insanın geldiğini belirterek, tüm canlılara ‘yaratıcısından’ dolayı sınırsız hürmet ederdi.

Erzurum’dan çok çıktığı bilinmezdi ama dünyada olup biten her meseleyle ilgilenir ve düşüncelerini sevenleriyle paylaşırdı.

Osmanlı coğrafyamızı, özde de ülkemizi çok sever, sahiplenir ve böyle bir coğrafyada dünyaya geldiği, yaşadığı için şükrederek, hamd sebebini şöyle dile getirirdi:

“Cenab-ı Hakk, rahmetinin müktezası olarak Anadolu’ya; Mevlanalar, Edebaliler, Yunuslar gibi nice erenler, nice simalar, ziyadar mürşitler, harikulade zekâya sahip mütefekkirler ihsan etti. İşte bu alicenap zatlar, milletin manevi mimarları, rehberi oldular”.

Geçtiğimiz yıllardaydı, gazetemizin adına Erzurum’da panel düzenlemiş ve panelde Erzurum’un vefat etmiş manevi önderlerini anmıştık.

O vesileyle Kırkıncı hocaefendiyi de programa davet etmek üzere ziyaret etmiştim. Rahatsızlığı olduğu için ziyaretçi kabul etmediğini söylemişlerdi ama gazetenin adını duyunca kabul etmişti.

Kütüphanesinin bulunduğu odada sohbet ettik. Bediüzzaman Hz.leri gibi o da elini öptürmezmiş, öptürmedi de. “Üstadımız el öptürmezdi” diyerek durumu da açık etmişti.

Sohbetimizde fazlaca siyasete girmesek de o dönem Başbakan olan R. Tayyip Erdoğan nezdinde, hükümete ve milletimize dua etmişti.

Kırkıncı hocaefendi için söz konusu vatan, millet, din olunca, fikir ve düşünce dağarcığından nice inciler dökülür. O incilerden bir kısmını not edelim:

“Bin seneden beri İslamiyet ve insaniyete kemaliyle hizmet eden şu asilzade millet, kolay kolay özünden, cevherinden uzaklaşmamış, aslına bağlılıktan vazgeçmemiş, geçmez de.

Tanzimat’tan bu yana çeşitli hile ve desiseler neticesinde, bu milleti kısmen de olsa merkezinden uzaklaştırdılar, fakat yörüngesinden çıkaramadılar.

Zira bugünkü nesil, bu tehlike ve desiselere karşı çok daha uyanık ve dikkatlidir.

Artık yabancı kültürlere peyk olmaktan kurtulup, kendi öz miğferinde hareket etme zaruretini idrak etmiştir.

Bir milleti muhafaza eden ve onu diğer milletlerden ayıran, o milletin inancı, örfü ve adetleridir.

Bir millet için en korkunç şey mağlubiyet veya mahkûmiyet değil, kendi mukaddes değerlerinden soyunarak, başkasının kültürüne, örf ve an’anesine tabi olmasıdır.

Bütün mesele, gençlerimizin hamiyet-i diniye ve milliye ile intibahıdır. Ancak bu sayede istikbale endişesiz bakılabilir. 

Silkinip kendine dönme, derlenip toparlanma şuuru, bu milletin çekirdeğinde mevcuttur. Ecdadımız; örf, adet ve mukaddesatına itina ve itibar göstermekle terakki etmiştir.

Ruhunda sarsılmaz bir iman, bünyesinde layemut bir irade-i hayat yaşayan milletler, hiçbir vakit ve hiçbir suretle ölmez ve öldürülemez”.

Ruhu şerifleri için El-Fatiha.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle