Kimliksizlik kişiliksizlik ve aidiyet yoksulluğu
Kâinatın en şerefli yaratığı olarak bütün insanların; “kimlikli, kişilikli ve aidiyet sahibi” olması beklenir. Bu “insan” için bir ayrıcalıktır.
Hangi milletten, coğrafyadan, dilden, dinden olursa olsun, tüm insanlar dünyaya gelirken; belli bir kimlik, kişilik ve aidiyetle doğarlar.
Ancak kişiler akıl baliğ olduktan sonra, kendilerine ücretsiz ve zahmetsiz verilen akıllarını, iyi ya da kötü emeller uğruna kullanıp, bu duygularını değiştirebilirler.
Kötü ameller üzerine değiştirenler, içinde yaşadıkları toplum dâhil, tüm dünya insanlığının başına bela olurlar.
Bu özelliklerini güçlendiren, muhafaza eden ve geliştirenler ise birlikte yaşadıkları topluma ve bütün dünya insanlığına iyilik eder, insanlığın umudu olurlar.
•
Yalnız bazen de insanlar bu özelliklerini istemeyerek, ellerinde olmayan sebeplerle kaybedebilirler.
Bunun adına; “kimlik, kişilik ve aidiyet yoksunluğu” denilir. Tekrar kazanılacak bir durumdur ve normal sayılabilir.
Bir de bile bile, ait olduğu milletin değer yargılarına düşman kesilen; “kimlik, kişilik ve aidiyet yoksulları” vardır ki, işte böyleleri önce kendilerine, sonra her canlıya ihanet etmeyi vazife bilmiş zavallılardır.
Bu çepellikleri yüzünden esasında toplumun hiçbir kesiminde kendilerine yer edinemezler. Kimse bunları ciddiye alıp komşuluk dahi etmez, akraba ilişkileri kesiktir.
Milletimizin hiçbir ortak değerini paylaşmazlar. Kısacası içinde yaşadıkları halkın değer yargılarıyla asla barışık değillerdir.
•
Bizim milli bir kimliğimiz vardır. Temel unsurları:
“Din, dil, milliyet, tarih, folklor, edebiyat, kültür, sanat, mimari” ve tabii en önemlisi de “amentüsü sağlam” insanlarımızın mensubiyeti olmakla onur duyduğu “bayrağa ve vatana” aidiyettir.
Ay-Yıldızlı bayrağımız; kimliğimizi, kişiliğimizi ve aidiyetimizi temsil eder.
Bayrağımızdaki; “Hilal, Allah’ı”, “Yıldız, Peygamberimiz (s.a.v.)’i”, birlikte ise “Ay-Yıldız”, “Şehadeti”, yani “Tevhidi” çağrıştırır.
Velhasıl; biz Müslümanız ve İslam ümmetiyiz. Elbet itiraz edenler olacaktır. Onlar baştan beri vardı, şimdi de olacaktır ama hakikat böyle ne yapalım.
Bu unsurları kabul edenler, benimseyenler, inananlar ve yaşaması için gayret edenler; “milli kimlik” sahibi kişilerdir.
Tabiidir ki, devletimizin yöneticileri de bu hüviyette insanlardan oluşmaktadır.
Haliyle devletimiz de; milletimizin bekası, ülkemizin selameti için “olmazsa olmaz” bu şartları korumak, kollamak ve yaşamasını sağlamak mecburiyetindedir.
•
Peki, milletimizin ortak değer yargılarına karşı mücadele eden, çeşitli kesimleri birbirlerine bağlayan “inançları” var mıdır? Olmaz mı?
Böyleleri gizli veya açıktan “ateizmi” benimsemiş, kendisine düşünce düsturu eylemiş kimselerdir ve en belirgin özellikleri şunlardır:
-“Allah’ın varlığına ve birliğine inanmazlar, inananları da sevmez, nefret ederler. Her yolu kullanarak düşmanlık ederler”. (Bin yüz imzacılar gibi)
-“Sadece Müslümanların değil, diğer inançlara mensup insanların da mana boyutundan habersizdirler ve bunlara göre hayat sadece dünya ile sınırlıdır. İnkârcılığa taparlar”.







