Kibir dağlarına taht kuranlar
Canlarımızın gittiği, yaralılarımızın feryatlarının dinmediği, binaların yıkıldığı, bölgenin bir can pazarına döndüğü, adeta kıyamet provasının yaşandığı bir zamanda, afetten; siyasi, ideolojik yahut ekonomik rant elde etmeye kalkan kibir dağlarına taht kurmuş devlet-millet düşmanlarına ne demeli ne söylemeli şaştım kaldım.
Elbet söylenecek çok şey vardır. Lakin günü bugün değildir. Vakti geldiğinde, kim ne dedi ne yaptıysa, milletimizin huzuruna arz edilir, söylenecekler dile gelir, insanımızın vicdanına havale edilir.
Bu güruhun kabullenemediği, bir türlü de kabul etmeyeceği gerçeğimiz şudur:
Türkiye, binlerce yıllık tarihi tecrübesi ve oluşturduğu müesseseleriyle değil bölgesinin, gönül coğrafyasıyla birlikte dünyanın en önemli devletidir.
İşte bunu hazmedemiyor ve bir türlü sindiremiyorlar, sindirecek de değiller.
•
Malum iki tür insan vardır. Birincisi “insan olma” haysiyetini koruyan ve gereğini yapanlar. İkincisi ise yazının başlığındaki güruhlardır. Şeytanlarından bulsunlar.
Millet-devlet gücümüzün zayıflatılması için kibir dağlarına taht kuran ihanet şebekeleri tarafından hazırlanıp, kolay yutulsun diye hap haline getirilip sosyal medyadan yayılan hastalıklı ruhların hastalıklarına aldırış etmeden yolumuza bakmalıyız.
Aklıselim sahibi insanların söylediği gibi bu afet, şimdiye kadar görülmemiş boyutlarda. Olup bitenden hemen netice almak mümkün değil.
Devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın çalışmalarına sekte vurmadan ve vurulmasına müsaade etmeden, milli birliğimizi muhafaza etmeliyiz.
Kibir dağlarına taht kurmuşların ülkemiz ve milletimiz üzerindeki kirli oyunlarına inanmadan ve aldanmadan yolumuza devam etmeliyiz.
•
Yazıyı yazarken dört bir yandan öyle mağduriyet haberleri geliyor ki, ilgili sivil toplum kuruluşlarına yardım taleplerini iletiyoruz, canhıraş bir şekilde koşmaya çalışıyorlar.
Rabbim güçlerine güç katsın. Afetin boyutu, hiçbirimizin sırtını yaslayıp oturacak vaziyette kalmaya bile müsaade etmeyecek derecede.
Büyük bir yardım seferberliği var ve her istenilene anında cevap verilemiyor. İnsan sabır dilemeye dâhi cesaret edemiyor çünkü vaziyet ortada.
Maddi-manevi imkânları sağlamakla birlikte esas moral ve motivasyona çok ihtiyacımız var. Onun için ısrarla diyorlar ve diyoruz ki:
-“Ne olur kibir dağlarına taht kurmuş ne idüğü belirsizlerin yazıp konuştuklarıyla oyalanmadan derdimizle ilgilenelim”.
Böyle zamanlarda şeytanlaşmış kimseler, öfkelerine ortak ararlar. Bunlara ortak olmamalı. Gün dayanışma günüdür, yaraları sarma günüdür.
•
Ezcümle rahmetli Nevzat Kösoğlu’ndan:
“Göz, imanın ışığında görür demişlerdir. Eğer kıbleniz yanlış ise yani milli imanınız zayıf ise, milletinize, kültürünüze olan inancınızı kaybetmiş, uyduluklarda dolaşıyorsanız, gözünüz görse de, karanlıkta bir şey göremezsiniz.
Önce kıblenizi bu milletinkine çevirin; Türk Milletinin gücüne inanın, Türk Milletinin geleceğine inanın ve ona bağlanın.
O zaman görmeye başlayacaksınız; o zaman gördükleriniz anlam kazanacaktır”.
Nevzat Kösoğlu, “Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı”, Ötüken Neşriyat.







