--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kaybetmeyi kazanç saymak

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
0

 

Galiba bu “ahir zaman” kavramının başlangıç tarihi bilinmiyor, sonu da sanırım kıyametle gelecek gibi.

Çünkü “ahir zaman” kavramı, 1200’lü yıllardan itibaren söylenmeye başlamış. Demek ki, insanoğlu “Hakk ile Batıl” arasında sürekli zikzak çizmiş ve hakkın yerine batıl, batılın yerine hakkın konulduğu devirler, insanoğlu ile akıp gelmiş bu vakte kadar.

Öyle anlaşılıyor ki, bundan sonra da devam edecek. Gerçi 1200’lü yıllar dedik ama esasında 14 asırdan bu tarafa devam ediyor desek yanlış olmaz.

Mesela kırk gün boyunca kılıcını bileyerek Hz. Ali’yi öldürmeyi kendisine nasip etmesi için Allah’a dua eden İbni Mülcem gibi nice Müslim sıfatlı bilinen ama siyasi yahut maddi başka menfaatler elde edemeyen kimseler, imanından şüphe etmedikleri mümin kardeşlerine dair; “O’nun İslam diye bir derdi yoktur” diyebiliyor.

Sanki elinde başkalarının imanını ölçme cetveli varmış gibi. Oysa içine düştüğü ve yer aldığı kimselerin hayatlarına baksa, mümince bir ortam olmadığını görecektir ama göremiyor. Görse de o girdaptan çıkamıyor.

Hani Necip Fazıl’ın:

“Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu!..

Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu”! Dediği gibi dini kendi inhisarına almış kimselerin, İbni Mülcem kafasıyla, zalimlerle mücadele eden Müslümanlara, içinde yer aldığı zalimler güruhunu mutlu etmek için iftira ve bühtanda bulunması anlaşılır gibi değil.

Maalesef öyle bir devirdeyiz ki din adına, Allah adına, dava adına kendi kardeşlerini -yahut şimdiye kadar öyle biliniyordu- ittifak ettikleri şer girdabını sahili selamet sayarak harcamak, iftiralarda bulunmak, ancak bir “ahlak kriziyle” izah edilebilir. Geçelim.

Günümüzdeki ahlak kriziyle ilgili olarak Prof. Dr. Mehmet Görmez şöyle diyor:

“Bugün küresel ölçekte insanlığın yaşadığı bir anlam krizinden, onun da doğurduğu bir ahlâk krizinden söz etmek mümkündür.

Ahlâk krizinin en büyük sebebi ise bir davranışı ahlâkî kılan değeri ve bu değerin veya değerlerin kaynağı konusundaki tartışmalardır.

Değerler hiyerarşisini kaybetmek değerlerin kendisini kaybetmek kadar büyük yanlışları beraberinde getirmiştir.

Bundan daha vahimi değerlerin yer değiştirmesi; iyinin kötü, kötünün iyi addedilmesi; çirkin ile güzelin, fayda ile zararın, hak ile batılın birbirinin yerine geçmesidir.

Maalesef, mekârim-i (güzel) ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen bir Peygamber’in ümmeti de bugün, bu ahlâk ve anlam krizinden nasibini almıştır.

Siyasetin, hukukun, bilimin ve sanatın dinden kopması, ahlâkın dinden ayrılması kadar dine zarar vermemiştir. Zira ahlâkın dinden ayrılması, dinin kendisinin ayrılması demektir.

Gayr-i ahlâkî davranışlara dinden mesnet bulunmaya çalışılması, fıkhın ahlâktan tecrit edilmesi, ibadetlerin ahlâkî gayelerden uzaklaştırılarak şekle indirgenmesi ve netice itibarıyla çağdaş dindarlığın bir ahlâk üretememesi müminler topluluğu için en büyük musibet olmuştur”.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle