İstiklal Marşı’nın Ruhu (2)
Bastığın yerleri “toprak”(!) diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. İstiklal Marşı.
Dünkü yazıda Mehmet Akif Ersoy’u tanıyan ve İstiklal Marşı üzerine o devirlerde yazı yazanların şahitliklerine yer verecektim veremedim. Bugüne kaldı.
Mehmet Akif’i ve İstiklal Marşı’nı anlayan, anlamaktan öte idrak edebilen fakat pek tanınmayan belki de hiç tanınmayan üç ismin şahitliğini paylaşalım.
•
“Akif.. O, yalnız şair, edip değil.. O, temiz maya ile yoğrulmuş, tekâmül etmiş, olgun bir insan. Duygularında daima bir incelik sezilen.. Hissin ördüğü bir şiir, yüksek bir ilim, bir sanat, bir edeb mektebidir.
Son armağanı, yüce bir abide (İstiklal Marşı)… O eserlerinin şahikasıdır. Her Türk’ün kalbinde ve her zafer sesinde daima yükselen sevgi ve saygı ile yaşayan bu ihtiram (saygı) abidesinde Akif, daima faziletkâr, yurt seven bir ruh olarak yaşayacaktır. Doktor Cemal Zeki.
•
“Akif’in şairliğinden, âlimliğinden yüksek olan meziyeti; doğruluğu, gerçekliği hep halkı yükseltmek yolundaki çalışkanlığı idi!
Bu meziyetler elbette büyüktür, yüksektir. Akif’in en güzel şiirleri de, zannederim bu vadideki inleme ve haykırmalarıdır.
Akif’in bu meziyetinde, bir bakımdan, din ve millet gayreti görünür ve İstiklal Marşı’nın ruhu da budur. O ruhtur ki, onu taze bir hayat ile yaşatıyor ve yaşatacak.
Hele gerçekten milli olan mücadele günlerinde daimi bir heyecan ile ömür geçirmiştir diyebilirim. İstiklal Marşı bu uzun çalkalanmanın mahsulüdür ve onun için gerçek ve yaşar bir eserdir.
Akif, cemiyete birçok hizmetler eden bir zattır ki, pek az kimseye nasip olur. Akif, rahmetle hatırlanacak büyük bir şairimizdir”. İbrahim Aşkı Tanık.
•
“Senelerce, ince bir sanat, yüksek bir ruhla milletinin bütün dertlerini, ihtiyaçlarını, fazilet ve meziyetlerini terennüm eden Mehmed Akif müstesna insanlardan biridir.
Onu yakından tanıyanlar, bütün hayatında değişmeyen mümtaz vasıfları karşısında hayran kalmışlardır. O, hakikatleri olduğu gibi görmüş ve gördüğü gibi ifade etmekten çekinmemiştir.
Hayatı kadar vicdanı, vicdanı kadar içi-dışı temizdi. Hiçbir beşeri ihtiras kendisini gittiği yoldan bir lahza çevirmemişti. Bu yolda sonuna kadar yürüdü.
Onun kalemi ile şiir bir sanat olmaktan yükseliyor da hakikati terennüm eden canlı bir âlem oluyor.
O hiçbir vakit mazinin geriliklerini, ahlaki, içtimai, tedenniyatını (aşağı düşmeyi) tasvip etmemiş; terakkiye (ilerlemeye) mani bütün sebepleri ortaya dökmüş; milli vahdeti, milli kuvveti kalemi ile kalbi ile müdafaa etmiş ileri bir adamdır, müstesna bir fıtrattır”.
Hülasa bütün manası ile bir fazilet numunesidir”. Hasan Hikmet.
•
Ezcümle: Cümlesinin ruhu için el-Fatiha.







