İslam Deklarasyonu ve Tarihi Savunma (2)
Dün Bosna Hersek Cumhurbaşkanı rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in başlıkta geçen isimli kitabından söz etmiştik.
Kitapta öyle mükemmel tespitler vardı ki, o kadarla bırakmaya vicdanım el vermedi. İyilikleri çoğaltmanın gerekliğine inandığım için bugüne devam etmek icap etti.
Merhum Aliya İzzetbegoviç deklarasyona sorularla başlıyor ve şöyle soruyor:
-“Aynı daire etrafında dönüp duran Müslüman halkların döngüyü kırmalarını ve dışa bağımlılıktan, geri kalmışlıktan ve yoksulluktan kurtulmalarını istiyor muyuz?
-“Yeniden emin adımlarla itibar ve aydınlanma yolunda boy göstermelerini ve kendi kaderlerinin efendileri olmalarını arzu ediyor muyuz”?
-“Cesaret, deha ve erdem pınarlarının güçlü bir şekilde yeniden çağlamalarını istiyor muyuz”? O halde bizleri bu hedefe ulaştıracak yolu açık bir şekilde ortaya koyalım:
•
İslami düşüncenin; Fas’tan Endonezya’ya yekpare bir İslam toplumu oluşturulması kanalıyla, İslam’ın fertlerin şahsi hayatında, aile ve toplumda her sahada tatbik edilmesi!
Bu hedef inanılması güç ve ırak gözükebilir lakin gerçekçi bir hedeftir. Diğer taraftan, İslami olmayan her program, görünüşte yakın ve erişilmesi kolay bir hedef gibi gözükebilir.
Lakin bunlar İslam dünyası için ütopya gibi gelebilir. Yalnız bunlar, gerçekleşmesi mümkün olmayanların oluşturduğu kurmacalardır.
Tarihin bize gösterdiği gerçeklik şudur:
Müslüman halkların hayallerini tetikleyebilecek, gerekli ölçüdeki disiplini tahsis edebilecek ve Müslümanlara ilham ve enerji verebilecek yegâne düşünce İslam’dır.
İslam’a yabancı olan başka hiçbir ideal; ne kültür ne de devlet sahasında hiçbir zaman kayda değer bir tesir oluşturmayı başaramadı.
Aslına bakılırsa, Müslüman halkların tarihinde büyük ve bahsetmeye değer ne varsa hepsi İslam nişanlarının gölgesinde gerçekleştirilmiştir.
İslam’ı kabul eden bir halk; tıpkı İslam’ı kabul eden bir fert gibi bu aşamadan sonra başka herhangi bir ideal için yaşamaya veya ölme salahiyetine sahip değildir.
•
…..İslamiyet’in, insanın dünyadaki yeri, hayatın gayesi, Allah ve diğer insanlarla münasebetleri hususundaki temel umdeleri daima kalıcıdır ve yerleri doldurulamaz.
Bu umdeler, Müslüman halkların ihyası ve vaziyetlerinin düzeltilmesi cihetindeki her hakiki hamlenin; ahlaki, felsefi, ideolojik ve siyasi temellerini oluşturur.
.….Devasa boyutta bir geri kalmışlığın söz konusu olması nedeniyle İslam dünyası, eğitim ve sanayileşmede oldukça hızlı bir tempo benimsemek zorunda kalacaktır.
Her yerde despotizm, yolsuzluk, ailenin tahribatı, hızlı ve adaletsiz zenginleşme, becerikli lakin vicdansız fertlerin ön plana çıkması, gelenekten ayrılarak hızlı şekilde şehirleşme, içtimai münasebetlerin bayağılaşması, alkol, uyuşturucu ve fuhşun yaygınlaşması gibi hadiseler mevcuttur.
Bu kültürsüzlük ve yabanilik seline karşı yegâne set, katışıksız ve sağlam bir iman ile dinin emirlerinin halkın her tabakası tarafından tatbiki ile çekilebilir”.
•
Ezcümle:
Rahmetli Aliya bunları 1970 yılında söylemiş. O yıldan bugüne değişen ne?







