İranlı yönetmenin başarısı (2)
Dünden geriye kalan şunları paylaşacaktım.
Biz toplum olarak; Peygamberimiz, Halifelerimiz, Sahabe efendilerimiz, Velilerimiz, İslam büyüklerimiz ve dini milli geleneklerimizden mezarlarımıza kadar, “ehl-i sünnet vel-cemaat” kaidesi ve mucibince, tam teşekküllü ittifak ederek yaşayan bir milletizdir.
Dünyanın bizden ürkmesinin sebebi de bu esas duruşlu inancımızdandır. Batılıların ya da Haçlıların üzerimize oynadıkları her türden oyun bu yüzden ters tepmektedir. Geçelim.
•
İlgili filme destek verenlere ve daha çok da yönetmenine sorulan soru şu:
-“Bu topraklarda eksiğiyle fazlasıyla, Rasulullah (s.a.v.)’in anılmadığı ve sünneti seniyyesinin yaşanmadığı tek saniye hatta salise yoktur.
Dağdaki çobanımızdan, Beştepe’deki Cumhurbaşkanımıza kadar Peygamberimiz ve hayatı hakkında nasıl bir eksiğimiz görülmüştür ki, bu film o eksikliklerimizi giderecektir”?
Cumhurbaşkanımız deyince aklıma geldi.
İnşaallah birtakım “kahraman kostümlü işgüzarlar” bu filmi özel olarak Cumhurbaşkanına izlettirip, sonra da desteğini alarak boyumuzdan aşan gündemlere yenisini ekletmezler. Geçelim.
•
Abdulkadir Geylani Hz.lerinin ziyaretine bir mümin gelir ve der ki;
-“Efendim ben Allah’ın varlığına dair bin delil biliyorum, size bunu aktarmak isterdim”. O büyük gönül insanı misafirini hoşça karşılar, yemesini, içmesini, istirahatini temin ettikten sonra der ki;
-“Kardeşim, benim Allah’ın varlığından şüphem yok ki, bin tane delile ihtiyacım olsun. Allah yolunuzu açık eylesin”.
Bizim Peygamberimizin hayatından ve sünneti seniyesinden şüphemiz yok ki, İran zihniyetiyle Efendimiz (s.a.v)’i tanımaya ihtiyacımız olsun. Geçelim.
•
Bir de filme sinema sanatı açısından bakan ve savunanlar var.
Güya bilge takılıyorlar, farkındalık oluşturuyorlar. “Sinema bir kurgu sanatı imiş, gerçeği birebir yansıtması beklenemezmiş”.
Doğru. ABD üçüncü dünya ülkeleri nezdinde kurgu sinemasıyla güçlüdür. İran da kurgu sinemasıyla İslam dünyasında aynı yolu izlemek istiyor.
Pazartesi günü sözünü ettiğim “Algı Yönetimi ve Manipülasyon” adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor:
“Bütünden koparılmış bilgi, sadece eksik bilgilenmemiz anlamına gelmez, aynı zamanda düşünce, duygu, davranış ve tutumların yanlış şekillenmesine neden olur”.
İran nezdinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatının, arkadaşlarının, sünnetinin, hadislerinin bizdeki kadar bütünlük sağlamadığı ortadadır. Bir üst paragrafa dikkat lütfen.
•
Gelin canlar, can yoldaşlar, dindaşlar, bu film yüzünden birbirimize buğz etmeyelim. Kırıp dökmeyelim, dostluklarımızı zedelemeyelim. Sel gider kum kalır.
Nefsani duygular aklı gölgeler, düşünme ve muhakeme melekemizi zayıflatır, filmle ilgili yorumlara bakıldığında görülen o ki, fikirler değil, nefisler savaşmaktadır.
Bu film, 2009 yılında Mısır’ı ziyaret eden Barak Obama’nın, ABD’ye karşı İslam dünyasının olumlu bakmasını temin için “Esselamüaleyküm” diye konuşmasına başlamasından farksızdır.
“Ne şiş yansın ne kebap” diyerek, etkisiz eleman vazifesi yüklenip, filme maymuncuk anahtarı vazifesi yapmayalım.







