İnsanlık Nereye Gidiyor
“İnsanlık Nereye Gidiyor?” sorusunun herkese göre bir cevabı vardır. Bizce şöyle bir cevap vermek mümkündür.
Günümüzde insanlığı amansızca saran “hedonik (hazcılık) müptelası”, insanı insan eden; “akıl-mantık-muhasebe-vicdan-hak-hukuk-ahlak-haysiyet-şeref” gibi değerleri bir tarafa atarak, sadece “Her an nasıl zevk alırım” histerik hali, kişiyi insanlıktan çıkarmaktadır.
Bu sebeple “İnsanlık Nereye Gidiyor” dedik. Aslında nereye gittiği belli!
Sosyal medyanın bütün argümanları ve bu argümanlardan beslenen -hedonik-hazcı hayatı dayatan- bazı televizyon haber-dizi-film- magazin ve tartışma programlarına bakıldığında, insanlığın nereye gittiği görülebilir.
•
Medyanın büyük kesimi, insani erdemlere ve ruhuna karşı savaş açmış vaziyette. Nereden ve nasıl gelirse gelsin cüzdanlarını doldurmak ve sürekli haz yaşamak için insanlığın tüm değerlerini ezip, insani meziyetleri yok ederek, kendilerine kazanç sağlamanın haz ve sürati peşindeler.
Sosyal medya ve haberlerden çok uzak yaşamaya gayret eden birisi olmama rağmen, günlük haberlerdeki cinayet hadiseleri başta olmak üzere; haram para kazanma merkezli “hırs-tamah-öfke-kıskançlık- ve bunlara dayalı tüketim çılgınlığı, hangi şartlarda olursa olsun, sahip olma bunalımı, insanlığın ipinin çekildiğine dair önemli verilerdir.
Dini umdelerden söz edemiyorum, etmek istemiyorum. İnsanı ancak dini inancı bu tür karanlığa gidişten kurtarabilir.
Yalnız ne yazık ki, artık dini değerler de hazza yamandığı için inanan inanmayan kimseler üzerinde fazla tesiri kalmadığı müşahede edilmektedir.
Çok karanlık bir tablo sergilenmiş gibi görülebilir ama öyle değil! Maalesef değil!
•
Cep telefonlarına, bilgisayarlara ve diğer iletişim araçlarına gelen davetsiz ve engellenemeyen görüntüler, bilgiler, haberler, daha vahimi aldatmalarla dolu reklamlar, ilanlar ve bunun gibi insanı hazza sevk eden şeylere karşı kişisel direnç sağlamadan, reddetme gücü göstermeden, “Ben aldırış etmiyorum” demek kuru avuntudur.
Ne yapılabilir peki? İnsan olunabilir. Biz insan olmayı kaybediyoruz, hem de elimizle-dilimizle-evimizle-ailemizle-dost-arkadaş-akrabalarımızla-komşularımızla, velhasıl insani ilişki kurabileceğimiz herkese; peşin hüküm-ön yargı-kaygı ve endişeyle bakıyor, kendimizi emniyete almadan kimseye güvenemiyoruz ve güvenilmiyoruz.
Hazcılık bir hastalık halidir. İnsan fıtratına terstir. Kişiyi sürekli anlık tüketime zorladığı için beraberinde dil ve el şiddetine yöneltmektedir.
Şiddet duygusuyla haz duygusu birleşince ortaya geçimsiz-ukala-vurdumduymaz, kendisinden başka hiç kimseyi beğenmeyen, herkese suçlu muamelesi yapan arızalar çıkmaktadır.
Haberlerde en çok izlediğimiz hadiselerin işte müsebbipleri bu tiplerdir. Doymuyorlar çünkü. Modernitenin baskısı olan; “Ne ve nasıl olursa olsun, nasıl kazanırsan kazan ama mutlaka tüket” dayatması, insanda ne ruh ne akıl ne de muhakeme bırakmaz.
•
Ezcümle:
Aile kurumunu canlandırmadan, aileye dönüş yapılmadan; dini-milli ahlaki toplumsal değerleri yeniden inşa etmeden, bu hususta televizyonlara ve sosyal medyaya çeki düzen vermeden ne yapılırsa yapılsın, insanlığın uçurumu sürüklenişini durdurmak zordur.







