--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsanı edebi adam eder

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Dünkü yazıda “inşaata yapılan yatırım insana yapılsa” hususuna değinmiş, bugüne devam demiştik.

Dünya “insanlık açlığı” çekiyor. Bu yüzden yer kürenin hiçbir noktasında; “huzur, güven ve istikrar” yok.

Şaftımız kaymış, şirazemiz bozulmuş. Hem öyle bozulmuş ki, haksız ve hatalı olan hiç kimse yok. Herkes haklı.

Hani insan istiyor ve bekliyor ki; “Müslüman ülkeler ve halkları arasında insanlık bağları bulunsun ve sıkı sıkıya muhafaza edilsin”.

Çünkü biz Müslümanların, dirliğini ve canlılığını koruyan, hayata geçebilen ve uygulanabilir olan kitabımızla, bu kitabımızı açıklayan bir peygamberimiz var.

Üstelik her fırsatta ve hatta günde beş defa; kitabımıza dair ibadetlerimizi de yapmaktayız. Demek ki, arızalı yapıyoruz.

Aksini savunacaklar için adres ortada. Gündelik hayatımızda, neyi önceleyip, neyi arkaladıklarımıza, ikiyüzlülük ve riyakârlık yapmadan baktığımızda hakikati görebiliriz.

  Dolmabahçe Sarayı yahut başka saraylarda da yaşasak, Etiler’de, Florya’da, Dudullu’da, Sultanbeyli’de de otursak, eğer insanı insan yapan dini-milli değerlerimizi önceleyemiyorsak, binaların insanları adam etmediğini görebiliriz.

Çok güzel evlerimiz var, eşyalara bir zarar gelmesin diye insan içinde oturamıyor, çünkü eşyalara verilen önem, insana verilmiyor ve eşyaya zarar gelmesin diye insandan daha çok korunup kollanıyor.

Haliyle evlerimiz insanların cıvıl cıvıl gelip gittiği bir yuvadan ziyade, yatak odası ile mutfak arasında gelip gidilen günlük kiralık odalar gibi kullanılmaktadır.

Harika yapılmış akıllı binalarda devlet yönetiliyor, millet idare ediliyor, gazeteler çıkıyor, televizyonculuk yapılıyor, iç ve dış ticari faaliyetler yürütülüyor ama akıllı binalar, insanların akıllarına hükmedemedikleri için “yalan, sahtekârlık, iftira” ve bunların toplamı olan “maddi ve manevi hırsızlıklar” almış başını gidiyor.

Mesela yine çok güzel eğitim kurumlarımız var. Sınıflardan tuvaletlere kadar süsünden insanın içine giresi gelmiyor ama öğrenci- öğretmen ilişkileri, “iyiden” vazgeçtik, “normal” hale gelemiyor.

Demek oluyor ki, insanı binalar adam etmez, terbiye etmez, öğretmez. Binaların içine girecek insanları insanlar yetiştirir.

Binalara harcanan paraların cüzi bir miktarı, fertlerin “insani değerlerle” yetişmesi için harcanabilse, belki o zaman binalarımızla değil, insanlarımızla övünebiliriz.

Bilgelerimiz derler ki:

“Aklıselim sahibi her insan; doğduğu, barındığı, beslendiği ve vatanı bildiği ülkesine karşı, ‘aidiyet’ duygusuyla kilitlenmelidir.

Bu kilidin açılması yahut hasar görmesi, tüm insani değerlerin altüst edilmesi ve darmadağın olması demektir.

Binaların hasarları giderilir ama insan hasarının giderilmesi birkaç nesle malolmaktadır. Canlı cansız varlıkların ölümlü olduğunu idrak edebilenler, kendilerinin de emanet durduklarını bilmelidirler”.

Evet, dünyadaki ve Türkiye’deki nice saraylar, şimdi müzedir ve ölmüşlerin eserleri sergilenmektedir. Demek ki, kimse kalıcı değildir.

Velhasıl eksiğimiz, bina ve eşyalardan öte, edeptir. İnsanı insan yapan da edebidir.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle