İnsan siyaset ve kalp
Kâfirleri, münafıkları, zındıkları ve bilumum din düşmanlarını tarif edemem ama bugüne kadar öğrendiğim şudur.
Müslüman kimseler; kimlerle iş yapacak, yola gidecek, ortaklık edecek ve kimlerle siyasi bir partinin yahut vakfın, derneğin çatısı altında buluşup inandıkları değerlere hizmet edeceklerse, onların dışına değil, kalbine bakarlar.
Kalbi ile dili arasında denge kuramayanların ortak özelliği, tüm işlerinin aldatma üzerine olmasıdır.
Bu özellik siyasette daha çok öne çıkmaktadır. Bizim insanımız siyasetçileri önce gözleriyle imtihan eder, ardından duyduklarını kalplerine sorarlar.
Kalpleri ne derse ona uyarlar. Eğer kendi kalbi de dinlediği şahsın kalbi gibiyse ardından gider. Değilse salar gider.
Amentü sahipleri ortaklık edeceği kişinin kalbine, Allah’ın şu buyruğu doğrultusunda bakar.
-“Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır.” (Bakara, 10)
Hadis-i Şerif devreye girer:
-“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur, işte bu et parçası kalptir”.
•
“Kalbi marazlı olmak, asrımızın çaresiz hastalıklarındandır. Rabbim kalplerimize sahip çıkmamızı nasip etsin” diyerek kalpteki maraz üzerine Hasan Kamil Yılmaz hocanın Altınoluk Dergisi’nde Mart 2001 yılında yazdıklarına yer verelim.
“Maraz, bedenin sağlam haldeki alışkanlıklarından sapmasına ve görevini istenilen şekilde yapmasına engel olan arızadır. Buna ‘illet’ de denir.
Maddi olanı olduğu gibi manevî ve kalbî olanları da vardır. İnsan bedeni ve kalbi için asıl olan sıhhattir. Kişi bedeninin sağlığı kadar, kalbinin sağlığından da sorumludur.
Her türlü ahlâksızlığın başı, idrak ve iradenin afeti bir hastalık var ortada. İşte bu hastalık, şek ve şüphe kaynaklı nifak hastalığıdır.
Böyle bir şüphe marazına yakalanan her şeyden şüphe eder, Allah’tan, Peygamber’den, şüphe eder, Hak tanımaz.
Onun gözünde hak namına sadece kendisi, menfaatleri ve hayatı vardır. Her şeyin kendisini aldattığı vehmiyle kafası karışık, zihni allak bullak, kalbi darmadağındır.
Zevkinden, keyfinden, çıkarlarından şüphe etmez; onlara hemen atılır. Aldatmayı, hile yapmayı, entrika çevirmeyi çok sever.
Şüphe, fesat ve nifak olarak tezahür eden bu kalbî maraz, gelip geçici olduğunda tedavisi biraz daha kolaydır, ama huy hâline gelip bir kere yerleşti mi bir daha tedavisi çok zordur.
Nifak öyle bir ateştir ki kimin iman levhasına isabet ederse paramparça eder. Fitne kıvılcımlarından isabet alan kalp, yakıcı bir azaba duçar olur.
Münafıkların yeryüzündeki fesat ve bozgunculukları pek çoktur. Ama bununla birlikte hep kendilerini ıslah edici sanırlar (Bakara, 11-12) veya öyle olduğunu söylerler”.







