--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnsan Olmayı Unuttuğumuzda

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
2

 

Hafta başında Bolu’nun işlek caddelerinden birinin az uzağında araç içerisinde sürücüyü bekliyor ve caddeden gelen geçen vasıtaları izliyordum.

Bir ara yola güvercin kondu. Tam “eyvah” derken, otomobilin birisi yavaşladı ama basıp geçti. Güvercin birkaç saniye başını yukarıda tutmaya çalışsa da diğer araçlar hiç aldırış etmeden yollarına devam ettiler.

Yola geçme imkânım olsaydı, gidip güvercini caddeden alacaktım fakat yoktu ve otomobiller yolun ortasında yatan güvercine aldırış etmeden lastiklerini kirletmemek için güvercini arabalarının ortasına alarak umarsızca geçip gidiyorlardı.

Nihayet bir müddet sonra ehli vicdan sahibi bir insan, güvercini alarak, uygun bir kenara koydu. Kimdir bilemem ama Rabbim razı olsun. Belli ki iyi yürekli birisi.

İşte, “insan olmayı unutmamak” böyle bir şeydir. İnsanlığını unutmayan vicdan sahiplerini çoğaltmaya mecburuz.

İnsanda vicdan, kişinin pusulasıdır. Vicdanı olmayanların pusulası bozuktur. Bir kimsede vicdan arızalıysa; kalbi dili, dini, milliyeti velhasıl, kimliğini ve kişiliğini tamamlayan bilumum değerleri, iflasa uğramış demektir.

Şimdi yeri geldiği için şu söylenebilir:

-Ey arkadaş! Sen nerenin türküsünü çığırıyorsun. Bir güvercin üzerinden bu kadar laf ediyorsun, galiba senin dünyada insanlığın dibe vuruşundan haberin yok”.

-“Var! Olmaz olur mu? Var!” Merhametin, vicdanın, insafın azı çoğu olmaz elbet. İnsanı insan eden vicdanıdır, insafıdır.

Güvercinin ölümü ve insanların umarsızca geçip gitmesi, yıllar önce Mustafa Karahasanoğlu ağabey ile yaşadığımız bir hadiseyi hafızamdaki yerinden aldı getirdi.

Sanırım 2005 yılıydı. Merhum Mustafa ağabey ile Anadolu’daki temsilcilerimizi dolaşıyorduk ve bu sebeple Mersin’e de (İçel) gitmiştik.

Mustafa ağabey her gittiğimiz şehirde, kimseye maddi-manevi yük olmamak için kahvaltısını veya yemeğini yer toplantılara öyle giderdi.

O sabah da Mersin’de çorbacı ararken, epeyce önümüzde yürüyen bir delikanlı aniden yere yığıldı. Mustafa ağabey hemen koştu ama bu arada delikanlının yanından geçenler, hiç aldırış etmeden oradan uzaklaşıyorlardı.

Yerde yatan hasta tir tir titriyordu. Mustafa ağabey hemen delikanlının ceketinin cebindeki soğanı çıkararak, burnuna tuttu ve biraz sonra hasta kendisine geldi.

Şahıs ayağa kalktı, mahcup bir ifadeyle teşekkür etti. Mustafa ağabey bu arada soğanı delikanlının cebine koyarken, biraz da harçlık bıraktı.

Meğer adam sara hastasıymış ve böyle hastaların cebinde soğan olurmuş. İstanbul neresi, Mersin neresi ve o sabah, o cadde neresi. Hepsi Allah’ın nasibi! Geçelim.

Ezcümle:

Sözü Mustafa ağabeyle tamamlayalım. Rabbim rahmetiyle kuşatsın. Davası adına ne çileler çekti. Ne katlanılması zor hadiselere ve insanlara katlandı.

Taviz vermediği tek şey inancıydı. Merhamet, vicdan, insaf ve tüm insani melekeleri, Hakk’ın rızasını kazanmak için kalbinde ve dilinde taşıdığı büyük değer yargılarıydı.

Ruhu için el-Fatiha. 

 

Yorumlar

(2)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ramazan

13 Eylül 2022 16:54

Hocam Bolu'da bırak güvercini insan ezilse bakmazlar...

M.Ali

13 Eylül 2022 14:18

Allah merhametimizi almasın inşallah. abimize Allah rahmet eylesin.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle