İki Peruk Bir Mektup
28 Şubat’ın zalimliklerini tarihe not düşen bir mektubu paylaşmak istiyorum.
¥
“Bugünün anısı büyüktür bende, binlercesinde ve hatta milyonlarcasında.
Şu iki peruk var ya onlar benim hayatımın üzerindeki kara lekedir. Her gün ….. Üniversitesine girerken başıma geçirdiğim utanç sembolüdür.
Gözyaşlarımın müsebbibi araçlarımdır. Atacaktım bunları. Her gördüğümde hüngür hüngür ağlıyorken, saklamamın âlemi yoktu çünkü.
Eşim attırmadı. ‘Sakla’ dedi. ‘Sakla ki o günlerin izi kaybolmasın. Sakla ki ileride kızlarına anlatırken onlar da yaşasınlar annelerinin kırgınlıklarını. Sakla ki silinmesin geçmişin ayıbı’.
¥
Ben de çeyiz yaptım bu iki lanetlimi. Kızlarıma vermek üzere... Bu sabah iliştiler gözüme. Poşetlerinden çıkardım. Nasıl çıkardıysam son kez başımdan, o şekilde duruyorlar.
8 Kasım 2010 akşamı bitti işim onlarla. 9 Kasım bayramımdır bu sebeple.
Okuldan içeri özgürce girdiğim, kendim olduğum, gerçekten gülmeye başladığım gündür. O gün girdiğim derslerden hiçbir şey anlamamıştım. Sadece gülüyordum sürekli.
Allah’ım! Bu satırları yazarken bile kalbim bir kuşun kalbi gibi çarpıyor. Şükürler olsun ki olduğum gibi bitirdim okulumu.
Şükürler olsun. Sebep olanlardan Rabbim razı olsun.
¥
İki tane peruk dedim dikkat ederseniz. Yedek olsun diye değil elbet. Birini tam 3 sene kullandım. Altına bir bant daha takardım ki yandan saçlarım gözükmesin.
İçine bone, üstüne peruk. Peruk toka ile bağlı ve 3 sene boyunca o toka hiç açılmadan aynı şekilde durdu orada.
O peruğa bir gün tarak değmedi. Artık dökülmeye başladı, araları açıldı da yenisini gittim aldım. Yenisine de aynı muamele. Taramadan, siyah bir toka ile tutturarak kullandım.
Tabi bu perukların üzerine de mutlaka şapka... Yaz sıcağında bile bere takardım ki güzel kapatsın.
Bir gün dekan kovalamıştı beni ve arkadaşımı şapka takıyoruz diye. Öğrenciler kampüs içinde bağırırlardı arkamdan “bu kel galiba” diye ve kahkahayı basarlardı.
Zerre umurumda değildi o karaktersizlerin ne düşündüğü. Yüzlerine tükürememenin çaresizliği yerdi içimi.
¥
Böyle işte. Üniversite anılarımı sorsanız bir tutam peruktan başka aklıma gelen bir şey bulamam. Konuşsam da günlerce susamam. Hep gözyaşı, hep mağduriyet doludur o yıllar.
Şimdi kıymetini bilmediğimiz özgürlüğe biz o yıllar nefes gibi muhtaçtık.
O üniversitenin kapısından girip de sağ kenardaki odaya usulca çekilirdik. Gururumuz ezilirdi, ruhumuz paramparça olurdu.
Her gün aynı travmayı yaşardık. Nasıl gülebilirdik ki?
Bir genç kızın onurunu bu şekilde paramparça edenleri Rabbim iki dünyada rahata erdirmesin.
¥
Perukları ne zaman elime alsam gözyaşlarımı tutamıyorum. Eşimin ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. İyi ki atmamışım. İyi ki çeyizim yapmışım.
Lanetlilerim bana çok şey fısıldayacak gün geçtikçe”...
Ayşe Serra Okutan







