İhanet siyaseti hiç değişmez mi?
Siyasetin özünde insan vardır. İnsanın olduğu yerde de şeytani ve rahmani işlerin olması ise doğaldır.
Yaratılış gayesini ve varlığını ihanete sevk etmiş, ihanete bulaştırmış kimselerden elbette hayri ve insani değerler beklenemez.
Oysa insanın varlık sebebinin temelinde, bir de bu dünyanın ötesi olduğu hakikati vardır. İnsan bu hakikate binaen dünyadaki vazifesini icra eder.
Siyaset kavramı ise hayır ve şer arasındaki dengeyi sağlayan sistemin adıdır. Bu sistemi iki taraf da kullanır.
Türkiye olarak Tanzimat’tan beri, siyaseti şerrine kullananlar ile hayrına kullananların mücadelesini okuyor ve bugünleri de yaşayarak görüyoruz.
Tanzimat’tan bu yana, devleti kendi çiftlikleri gibi görüp, milleti de çiftliğin her türlü işine koşan köle/ırgatlar olarak belleyen zihniyetlerin ihanet siyaseti hiç bitmiyor.
Millet iradesine saygısı olmayan bu zihniyetten; üzerinde beslendiği, yaşadığı, barındığı topraklara ve devlete sahiplenme beklenebilir mi?
Ülke olarak yüz elli yılda ilk defa böylesine ayağa kalkmış vaziyetteyiz.
Dünyasını midesiyle cüzdanı arasında boru hattı yapıp, konforunu tüm inançlarına tercih edenlere bir diyeceğimiz yok.
•
Yalnız nereden gelip nereye gideceğini bilen ve inanç sistemi çerçevesinde kabullendiği imani değerlerin emanet olduğunu ve günü geldiğinde emanetin hesabını vereceğine inanlar; bu ülkeyi, siyaset ihanetine kurban etmeyeceklerdir.
Bugün devletimiz ve milletimiz, cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa aşırı şekilde kıskanılmaktadır. Amerika’nın ve AB’nin eşkıyalığına dur demesini bilmiştir.
İşte ihanet siyasetinin hedefinde bu özelliğimiz vardır. Batıya göre Türkiye, Batı’ya muhtaç olmadan asla yaşamamalıdır. Bu nasıl bir zihniyettir?
Bizim inanç merkezli medeniyetimiz; insan hak ve hürriyetlerinde insanı, eşref-i mahlûkat bilerek sadece kendisini değil, yerküredeki mağlup ve mazlum milletleri kanatları altına alan, haysiyet içinde yaşayıp gelişmelerini mümkün kılan vakur ve fedakâr insanların medeniyetidir.
Son 19 yıldır, siyaseti millet ve devlet adına sevk ve idare edenler, millet iradesiyle, milli iradeyi tesis etmişlerdir.
Bu kazanıma; “vatan-devlet-bayrak-din-millet” adına sahip çıkmaya ve hakikatleri her fırsatta dile getirmeye mecburuz. İhanet siyasetinin gaflet ve yalanlarına heba edilemez.
•
İnsan ruhtan ibarettir. Kişinin düşünce, fikir ve söz temizliği yahut kirliliği, ruhunu kim için nasıl kullandığına bağlıdır.
Bu hususta Necip Fazıl davasının çilesini yüklenip, şehir şehir dolaşarak bizleri uyandırırken ve bugünkü ihanet siyasetinin benzerini gördüğünde, “Türkiye’nin Manzarası” isimli kitabında şunları yazar:
“Fikre can çekiştiren bir idrak, irfan, dava ve mesele yoksunluğu… Ruh boşluğudur.
Ruh uçurtması düşerken, kuyruğu ve püskülleri olan bu unsurlar da elbet düşecektir. Uçurtma düşsün, kuyruğu havada kalsın olmaz! Şimdi bunların ne türlü düştüğüne bakıp uçurtmanın halini kestirebiliriz.
İrfan, kabı olan idrak kırılınca nerede dursun”?







