İç Haçlılar
Haçlı zihniyetine sahip kimselerin ortak özelliği, gizli veya açıktan şirk ve inkâr içerisinde yüzmeleridir.
İnkârlarını “iman esası” sayan kimseler veya çevreler; dillerinde, zihinlerinde, ticaretlerinde, insan ilişkilerinde ve medyada, bu hallerini sürekli topluma empoze ederler.
İslam tarihi boyunca ve günümüzde, şirk ve inkârlarını “iman ideolojisi” haline getiren böyleleri, şu örnekle anlatılırlar.
Ebu Leheb, Rasulullah (s.a.v.)’e sorar:
-“Ben iman edersem, bana ne var?” Cevap şöyledir:
-“Herkese ne varsa sana da o var”!
Ebu Leheb ayrıcalıklı olduğuna inandığı ve kendi nefsini ilahlaştırdığından, hiç beklemediği bu cevap karşısında şaşırıp tüm bencilliğiyle:
-“Beni herkesle bir tutan din olmaz olsun” der. Hakikaten de söylediği gibi olmuştur. Bilirsiniz Kur’an-ı Kerim’de Ebu Leheb’e ait “Tebbet” suresi vardır.
Müslümanlar namazlarında bu sureyi okuyarak, Ebu Leheb’i ve günümüzdeki İç Haçlıları hak ettiği yere koyarlar.
•
İç Haçlıların her birisi Ebu Leheb gibidir. Kendilerine ayrıcalık tanımayan İslam’a karşı düşmanlıklarını, “millete ve devlete” ihanet ederek sergilemektedirler.
İç Haçlıların yerli ve yabancı dostlarına baktığımızda da niyetlerinin ve yaptıklarının neler olduğu apaçık ortaya çıkmaktadır.
Bu kişi veya kişilerin daha iyi anlaşılabilmesi için yine kitabımız Kur’an-ı Kerim’den bir ayetle örnek vermek hâsıl oldu.
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimizi anlamaktan uzaklaştıracağım. Onlar her türlü mucizeyi görseler de ona inanmazlar, doğru yolu görseler, onu yol edinmezler; fakat azgınlık yolunu görürlerse, yol olarak onu edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamalarından ve onları anlamaktan gafil olmalarındandır”. Araf/146.
•
İşte İç Haçlıların durumu böyle. Tarif gayet net! Kibirlerinden, hasetlerinden, öfkelerinden bir adım ötesini göremeyecek kadar şirk-inkâr içerisinde boğulmaktalar.
İç Haçlıların ruh halleri sadece kendileri açısından değil, esas toplumumuz için bir sosyal felaket olmalarıdır.
Çeşitli hastalıklarından birisi dekendilerini çok kuvvetli zannetmeleridir. Bu zanlarından dolayı yine her türlü hakkın kendilerinde olması gerektiğine inanırlar.
Kur’an-ı Kerim’den bir ayetle daha örnek vermek gerekti:
“Âd kavmine gelince: Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: ‘Bizden daha güçlü kimdir?’ dediler.
Onları yaratan Allah’ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu hâlâ görmediler mi? Bizim ayetlerimizi bilerek inkâr ediyorlardı”. Fussilet/15.
•
İç Haçlıları yakından ilgilendiren bir ayeti kerime ile sözü noktalayalım.
“Biz onlara kendi isteklerine göre birtakım yardakçılar katarız, onlar da onlara hem önlerindeki dünya zevklerine dalmalarını, hem de arkalarındaki ahiretin inkârını süslü gösterirler.
Bu yüzden, kendilerinden önce, cin ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler arasında gerçekten azaba dair söz onlara da hak oldu. Çünkü onlar; Allah’ın emirlerinden saptıkları için böylece ziyana uğrayanlardan olmuşlardır”. Fussilet/25.







