Her doğan sona doğru yolcudur
Doğmuş olup da mutlak sona gitmeyen var mıdır acaba bu cihanda? Yoktur! Şükür aksini iddia edecek hiç kimsenin olmaması da önemli ama yoktur da denilemez.
Sona gidişi durdurmak için bin türlü çalışmalar yapılsa da hepsi hüsranla bitmekte. Çünkü onlar da ölümlüler. Ölümlülük, bütün canlılar için değişmeyen bir kural.
Ahiret gününe, hesap gününe inanmayanların yahut inandıkları halde kibirlerinden- bencilliklerinden-şirklerinden-inkârcılıklarının, Nemrudi ve Firavuni karakterleri yüzünden, ne kendilerine ne de inanan insanlara rahat vermiyorlar ama imtihan dünyası işte.
Oysa hepsi de görmekte ve bilmekte ki, mutlak son gelip hepimizin yakasına yapışacak ve bu dünyada yapıp ettiklerimizi-gücümüzü-kuvvetimizi-arkamızı-önümüzü- sağımızı-solumuzu-malımızı-mülkümüzü bırakıp, beş metre bezle yerin altına gireceğiz.
Şu hakikati kavramak bu kadar zor mudur şimdiye kadar aklım hiç ermedi. Milyon asırlardan bugüne kadar gelenlerin gitmeleri dahi kâr etmiyor günümüz insanına. Geçelim.
•
Selçuklulara Anadolu’nun kapılarını açan manevi önderlerimizden birisi de Kars’ta medfun Harakani Hazretleri’dir. Onun; “Gönül deniz, dil kıyıdır” diye bir ifadesi vardır.
Gönülde ne varsa kıyıya o yansır gereğince bizden de bu minval üzere sözler yansıyor. Dolayısıyla heybemizde olanları taşıyor, dağıtıyor ve paylaşıyoruz.
Sona gidişe dair hakikate vurgu yapan ve “hakikat nedir” sorusuna Cüneydi Bağdadi Hazretleri şu cevabı veriyor:
– “Allah’ı hatırlamak; Allah’ın daima gözettiğini bilmek ve ona yönelmektir”.
Evet, hakikatin dili, Allah’ın gönüllere aracısız ulaşmasıdır. Galiba günümüzde sıkıntı burada başlıyor.
Allah’ın vahiy yoluyla Peygamberimiz’le gönderdiği emir ve yasaklara olan inancımızı sarsanlara kulak astığımız için itimadımız zayıflıyor olsa gerektir. Geçelim.
Bilgeler der ki:
“Hakikatten sapanlar, akıl körlüğüne düşerler, böylece onların idrak melekeleri zayi olur. Hakkın dışında hakikati aramak, kaybedenlerin kaybettiklerini görememeleridir. Onlar ki, her zaman ilahi kurtuluştan nasiplenemezler”.
•
Mutlak sona gidilen yolda esas şahitlerimiz, kalbimizde olanlardır, ondan dışarı sızanlardır. “Allah insanların söylediklerine değil, kalbine bakar” denilir.
İnsanlar kalpleri okuyamaz. Kalpleri bilen ve okuyan elbet onu yaratan ve belli bir müddet rızık ve ömür verendir.
Dolayısıyla neyi kabul ettiğimiz, neyi reddettiğimiz, tasdik ve inkârın merkezi olan kalbimizdedir. Bu sebeple müminler ile münafıklar günümüzde karmakarışık hale geldi.
Hemen her sahada münafıklığın ses hızıyla arttığı ve her birinin üzeri de “dürüstlük, namusluluk, ahlaklılık” gibi kavramlarla örtüldüğü acayip ve garaip bir devirdeyiz.
Şer cephesinden hayır cephesine saldıranlara bakıldığında ancak kimlerin kimlerle beraber olduğu anlaşılabilmektedir.
Tarafımızı belirlemek için başkalarına değil, kalbimize sormamız kâfidir vesselam.
•
Ezcümle:
Kalpleri kararmışlara dost olmak şerre dost olmaktır. Dilleri bizi kandırır ama Allah’ı nasıl aldatacaklar?
2023 yılı, mutlak sona varmadan; dostumuzu-düşmanımızı-şerri-hayrı-haramı-helali bilme yılı olsun.







