Helak Olan Kavimlerin Kötü Artıkları
Geçmişte yaşamış kavimlerin başlarına gelen hadiseler, gelecek nesiller için birer ibret vesikasıdır.
Hadiselerden ibret almayanlar, ibretlerin birer nasihat olduğunu bilmeyenler, geçmiş kavimlerin yaptıkları gibi içinde yaşadıkları topluma sürekli ihanet ederler.
Helak olan kavimlerin helak sebepleri; hiçbir bedel ödemeden sahip oldukları memleketlerine ve içinde yaşadıkları halka düşmanlık edip; kendilerine gelen uyarıcılara isyan etmeleridir.
Biz Müslümanlar şöyle bilir ve şöyle inanırız:
“Dünyada huzur ve rahat, Allah ve Rasulüne iman etmekle olur”.
İşte bugün ülkemizdeki iç ve dış mihrakların eylemleri; Müslüman toplumumuzun Allah ve Rasulüne karşı duyduğu, itaate karşı bir isyan ve ihanettir.
Kinlerinin, öfkelerinin, fitne ve fesatlarının tek sebebi; yüzyıldır gerçekleşmesi beklenen ve nihayet gerçekleşen “millet-devlet” kaynaşmasıdır.
¥
Yeri gelmişken helak olan kavimlere bir bakalım:
Geçmiş kavimlerin helak oluşlarını, Allah rahmet eylesin, ruhu şeriflerine birer Fatiha göndereceğimiz muhterem âlimlerimizden Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı hocamız şöyle izah etmektedir:
- Hz. Nuh (a.s.)ın asi kavmi üzerine kopan tufan, ilahi gazabın cihanşümul bir tecellisiydi. Kurtulanlar, ancak iman gemisine binenlerdi.
- Medeniyet ve kudretleriyle Hz. Hud (a.s.)a meydan okuyan azgın Ad kavmi; yedi gece, sekiz gün devam eden çetin bir bora neticesinde -içi boş hurma kütükleri halinde- yerlere serilmişlerdi. Bir haftalık ceza ve tahrip fırtınası, o azgınların kökünü kazıdı.
- Hz. Salih (a.s.)ın -Ad bakiyesi olan- Semud kavmi; fırtına, rüzgâr felaketlerinden korunmak için dağları yarıp, taşları oymak suretiyle kendilerine kurtuluş sığınıkları yapmışlardı. O asilere de dipten gelen bir zelzele kâfi gelmişti.
- Hz. Şuayb (a.s.)ın isyancı kavmi üzerine gökten ateş bulutları çökmüş, yerden gürültülü sarsıntılar belirmişti.
- Hz. Musa (a.s.)ın Fir’avnı, Kızıl Deniz’in girdapları içinde cehennem olup gitmişti.
- Hz. Lut (a.s.)ın “Mü’tefikeler” adı verilen kavmine; göklerden ateş yağmurları dökülmüş, yerlerden lavlı zelzeleler fışkırmıştı.
- İsrailoğulları, Buhtü Nassar istilaları altında erimiş gitmişti.
- Tübba’lar, Kisralar, Kayserlerin, ateşin izmihlal maceraları; ilahi terbiye tarihinin koynunda, ibret harabeleri halinde derinleşmişti.
Geçmişler, kalanlara birer vaaz ve irşad abidesidir. Üstümüzdeki sema, Allah’sızlara o felaketleri döken eski semadır.
Başımızdaki güneş; Fir’avunların, Hamanların, Adların, Semudların, Nemrudların, kendilerinin zannettikleri mallarını, mülklerini aydınlatan; sonra da bunların harabeleri üzerine haşmetle doğan ve kabirlerinde ibret grupları çizen aynı güneştir”.
¥
Evet, kısacası helak olan kavimlerin kötü artıklarının istediği Türkiye, içimizdeki ve dışımızdaki Haçlı zihniyetine peşkeş çekilmek istenen bir Türkiye’dir.
Yalnız artık ne içerideki ne dışarıdaki Haçlı zihniyetine “Peki Efendim” diyen bir Türkiye yok, halkıyla bütünleşmiş bir Türkiye vardır.
Ve Allah’ın dediği olacak, bu belalar da savuşturulacaktır. Yeter ki “Helakçı”lardan olmayalım.







