Hekimoğlu İsmail (1)
Rabbim rahmetiyle kuşatsın, mekânını Cennet eylesin. Allah’ım şahitliğimi kabul eder mi bilemem ama şahidim ki, bütün ömrünü Hak rızasına, Peygamberimizin ümmeti olabilmeye sevk ve sefer etmiş bir insandı.
Bilgeler derler ya “Ağzınızdan çıkan her söz, hayırlıysa lehinize, hayırsız ise aleyhinize yaptığınız duadır” diye. Bunu yaşayanlardan birisiyim.
Hekimoğlu İsmail ağabeyin adını ilk defa 1970’li yıllarda Ankara’da rahmetli babamın çocuklar okusun diye dar bütçesine rağmen aldığı Sur Dergisiyle duymuş ve okumuştum.
Yine aynı yılların takibinde “Minyeli Abdullah” kitabını hem okumuş hem okutulması için gayretler sarf etmiştim.
Tabii bütün bunları yaparken, Hekimoğlu İsmail ağabeyi hiç tanıma ve görme imkânım olmadığı halde, içimden hep; “Ha ne olur ki, bir gün tanışsam” diye geçirdiğimi biliyorum.
Meğer bu sözlerim dua yerine geçmiş ve Yüce Rabbim kabul etmiş. Hatırladığım kadarıyla 1991 yılında tanıştık ve hastalığına rağmen Timaş Yayınlarına gelip gittiği zamanlarda ziyaretine gider ve ağabey kardeş olarak dertleşirdik. Onun derdi davasıydı.
Yirmi yıldır rahatsızdı. 2002 yılının 3 Şubat’ında Eyüp Sultan Camii’nde beyin kanaması geçirmiş, müdahalelere rağmen Mart’ın 1’inde tekrar beyin kanaması geçirdikten sonra sol tarafı felç olmuştu.
Öyle bir iman ve inanç sahibiydi ki, hastalığından bir gün dahi şikâyet ettiğini duymadım. Sürekli şükür halindeydi ve hastalığının kendisi için rahmet olduğunu söylerdi.
Bu nasıl bir imandır hâlâ anlamış değilim. “İman etmek nasıl olur” diye sorulsa, göstereceğim örneklerin başında Ömer Okçu ağabey gelir.
•
Hekimoğlu İsmail benim hayatımda bir dönüm noktasıdır. Boşa harcanmış bir 30 yılım olduğunu söylediğimde; “kayıpta değilsin, istersen telafi edersin” derdi.
Mütevazılıkta bir abide olmakla birlikte söz konusu Müslümanların birliği ve beraberliği olunca, kimsenin gözünün yaşına bakmadan asla fitne ve fesada müsaade etmeyecek cesur bir yürekti.
Bu hallerine şahitliğim olmuştur. Şimdi olmasa da ileride yazmaya gayret edeceğim. Onun derdi İslam’dı ve Müslümanların birliği, bütünlüğü, ümmetin selametiydi.
Onun hakkında bundan ötesini söyleyecekler; hâlâ fitne, fesat, fücur ve ihanet çukurundan çıkamamış kimselerdir. Dünyalık menfaatlerini ahiretine tercih edenlerdir.
Hekimoğlu İsmail yazılamayan bir eserdir. Ve amentüsünden başka hiçbir sermayesi olmadan Rahmeti Rahmana kavuşmuştur.
•
Minyeli Abdullah romanında yazdıklarının hemen hepsini bizzat kendisi yaşamıştır. Her vakit söylüyoruz, hatta söylemeliyiz de Türkiye bugünlere el-bebek gül-bebek gelmedi.
Müslüman bir ülkede Müslüman bir kimse olarak inandığı, iman ettiği dininin gereklerini yerine getirememenin, yazamamanın, konuşamamanın ne demek olduğunu bilenler bilir, bilmeyenler de Minyeli Abdullah’ta okumuşlardır.
Hekimoğlu ağabeyin sadece Minyeli Abdullah kitabı değil, bütün eserlerinde derdi; “insandır, inançtır, imandır, hak-hukuk ve aile birliği-bütünlüğüdür”.
Ruhu Şerifi için el-Fatiha.







