--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hasan Karakaya’sız Bir Yıl

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Söze başlamadan Hasan ağabeyin ruhu şeriflerine Fatiha okumak isteyenlerle birlikte birer Fatiha okuyalım.

Dün sabah yayın kurulumuz ve çalışma arkadaşlarımız, Hasan ağabeyin mezarına giderek Fatihalarını okudular.

Bir yıl önce yine böyle bir kış günüyken, Medine’den gelen habere inanıp inanmama arasında kalıp, boğulmak üzere imdat bekleyen insan gibi olmuştuk.

Habere inanmamak için bütün gücümüzle çaba harcıyorduk ama maalesef doğruydu. Hasan Karakaya, ruhunu Medine’de Allah’a teslim etmişti.

Kendi duası da öyleymiş. Tamam, hepimiz dua ederiz ama duanın böylesine peşin görüldüğünü de pek bilemeyiz.

Her halimiz duayladır çünkü. Ekmeğimiz, aşımız, suyumuz, sözümüz, nazımız, ibadetimiz, velhasıl her hal ve hareketimizin bir yerinde dua ve niyaz vardır.

“Allah izin verirse”, “Allah nasip ederse”, “İnşaallah” gibi Allah’a olan teslimiyetimizle, ondan habersiz olmadığımızı ifade ederiz fakat yine de sanki ölüm bizler için değilmiş gibi hareket ederiz.

Galiba bu sebeple olsa gerek, Hasan ağabeyin vefatına inanmakta bir hayli zorlanmıştık.

Yazdıklarından da anlaşılacağı gibi Hasan ağabeyin bütün derdi; “dini, diyaneti, vatanı, bayrağı, milleti ve devletiydi”.

Hasan ağabeyin milli ve manevi değerlerinden başka bir derdi yoktu. Öfkeyle yazdığı bütün yazıların özündeki samimiyeti anlamayanlar, onu hiç anlamadılar.

Sanki bir şikâyet gibi oldu. Hasan ağabey hayatı boyunca “anlamayacaklar” için hiç yazmadı. Hep “anlayacaklar” için yazdı.

Çok sevilmesinin, sayılmasının sebebi, “anlayanların dilini, kalbini, yüreğini, inancını, davasını” köşesine taşıdığı içindi.

Öyle yerlerden öyle kimseler onu anlıyordu ki, sırf yazdıklarından dolayı bir baba gibi, bir dost gibi, bir kardeş gibi bağrına basan insanları gördükçe çok şaşırdığım olmuştur. Anadolu’nun gittiğim il ve ilçelerinde tanıştığım insanların istisnasız hepsi, bana hal hatır sormadan önce, Hasan ağabeyi sorar, sonra sıra bana gelirdi.

Bu durumu fark edenler açıklama yaparlardı.

-“Kusura bakmayın, önce sizin hatırınızı sormamız gerekirdi ama Hasan Karakaya bizim düşündüklerimizi öyle güzel haykırıyor ki, öyle ferahlıyoruz ki, memleketin yalnız olmadığını öyle güzel gösteriyor ki, o sebeple hemen onu soruyoruz” derlerdi.

Allah’a şükür bu durumdan hep onur duydum. Özüyle, sözüyle saf bir Anadolu insanı, imanıyla saf bir Müslüman, irfanıyla yiğit bir kahraman olarak yazdı, konuştu, görüştü ve kendisini sevdirdi.

Onu sevenler, Allah için sevdi. Esas olan da bu değil midir? Bir insanın hiç tanımadıkları tarafından Allah için sevilmesi ne büyük bir şahitlik değil midir?

Binlerce insan onu iyi olarak bildi ve bilmekte. İnşaallah bu lütuflarla Hakk huzuruna yüzünün akıyla çıkacaktır.

Şahidiz ki, “Sırat-ı müstakimden ayrılmadı”. Rabbim meskenini Cennet-i âlâ eylesin. Âmin.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle